Psikoterapi Uygulamaları

SAMBA GRUP TERAPİLERİ

Sigara, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Programı (SAMBA) sigara, alkol ve madde bağımlılığının tedavisi amacıyla hazırlanmış 20 oturumdan oluşan bir grup terapisi programıdır.

SAMBA; Alkol veya madde konusunda kişinin bilgilenmesini sağlamayı, değişim motivasyonu oluşturmayı, tekrar kullanımı engelleyecek becerileri kazandırmayı, öfke ve stresle başa çıkma becerisini ve etkili iletişim yöntemlerini öğretmeyi, kişinin alkol/madde kullanımı ile ilgili düşünce hatalarının farkına varmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
 

SAMBA AİLE EĞİTİMLERİ

SAMBA Aile Eğitimi, alkol veya madde kullanıcılarının eş, ebeveyn ve yetişkin çocuklarına yönelik hazırlanmış 6 oturumdan oluşan bir eğitim programıdır.

Samba Aile Eğitimlerimiz, her hafta Çarşamba günü, 17.00 -18.00 saatleri arasında NP İSTANBUL Beyin Hastanesi’nde ücretsiz olarak düzenlenmektedir. Aile Eğitiminde, bağımlılık Kavramı, Bağımlılık yapan maddeler ve etkileri, bağımlılığın aileye etkisi, aileler neler yapmalı, etkili iletişimin yolları, sık sorulan sorular ve yanıtları üzerinde konuşulmaktadır. Aileler, istedikleri oturumdan eğitime katılabilirler.

 

Travmatik olaylar doğal afetler, kazalar olabildiği gibi savaş, işkence, saldırı, tecavüz ve insan eliyle oluşturulmuş şiddet olayları da olabilir. Ölüm, ölüm tehdidi, ağır yaralanma ya da bedenin bütünlüğüne dair herhangi bir tehdidin ortaya çıktığı ve kişinin bizzat deneyimlediği ya da tanık olduğu olaylar da travmatik yaşantı olarak ifade edilmektedir. Travmatik olaylara maruz kalarak yaşanan fiziksel yaralanma, psikolojik yaralanmalar uzun vadede çözümlenmesi zor problemler yaratabilmektedir. Travmatik yaşam olayları ile başa çıkma metodlarını belirlemek, esnek bir bakış açısıyla değerlendirebilmek kişi için oldukça değerlidir. Yas süreci ise sadece sevilen bir kişinin kaybından sonraki süreç değil, değer verilen her türlü nesnenin kaybıyla ilgili olabilir. Yas süreci olması gereken sağlıklı bir süreç olsa da, uzamış yasların terapötik müdahale ile ele alınması hayati önem taşımaktadır. Aşırı suçluluk hissi, değersizlik hissi, rutin hayat içindeki akışın sağlanamaması, intihar düşüncelerinin oluşmuş olması yasın patolojik hale geldiğini bizlere göstermektedir.

Yas ve Travma terapisi; yaşanan olayı hatırlama süreci üzerindeki bireysel kontrolü sağlayabilmek, bu olaya dair ilgili duyguların düzenlenebilmesi, negatif faktörlere yönelik kontrol, benlik saygısında artış, düşünce duygu ve davranış bütünlüğü olarak iç uyum kazanılması, güvenilir bağlantılar kurulması ve yaşanan olayın etkisini anlamak – anlamlandırmak adına kazanım sağlamaktadır. Bilişsel davranışçı terapi, emdr terapisi, grup ve oyun terapileri de yas ve travma üzerine olumlu etki eden diğer terapi teknikleridir.

Bilinçli farkındalık (mindfulness), temelini Doğu meditasyon geleneğinden alan bir dikkat yönlendirme yoludur. Son dönem Batı dünyasında özellikle psikoloji alanında sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bilinçli farkındalık kişinin dikkatini şu anda meydana gelmekte olan olaylara veya uyaranlara yargılamadan ve kabullenici bir şekilde odaklaması olarak tanımlanabilir. Bilinçli farkındalık yaşam içerisinde tamamen canlı ve uyanık olmamızı sağlar. Bilinçli farkındalık, düşüncelerimizi ve duygularımızı yargılamadan ve onlara tepki göstermeden ortaya çıkmalarına izin verir. Hayatımızın merkezine gelmiş olan düşünceleri merkezden uzaklaştırarak, duygusal ve bedensel güçlüklerimizi hafifletmemize yardımcı olur. Bilinçli farkındalık, psikoloji dünyasında bir çok farklı terapötik yöntem içerisinde, şu an dünyada en sık kullanılan ve araştırmalar açısından en çok üzerinde durulan terapi yöntemidir. Bireysel seanslarda uygulanabileceği gibi, grup terapileri olarak da uygulanabilir. Bu grup terapileri içerisinde en yaygın olarak yapılan “Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Grup Terapisi”dir. 8 haftalık bir program olup, temelde gündelik stresi, zorlayıcı düşünceleri ve duyguları azaltmada etkili olduğu kanıtlanmış bir grup terapisi programıdır. Kurumumuzda bu grup terapisi uzman psikoterapistler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Bilinçli Farkındalık grup terapileri ilk olarak stres azaltma yöntemi ve ağrı bozukluklarını tedavi etmek üzerine şekillendirilmiştir. Ancak ilerleyen zamanlarda sadece bu alanlarda değil, diğer psikolojik durumlar için de hem bireysel hem de grup programları geliştirilmiştir. Bunlardan en yeni olanı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuk ve ergen danışanlar ve onların aileleri için geliştirilmiş olan bilinçli farkındalık grup terapi programıdır. Diğer grup terapilerinde olduğu gibi bu programda 8 haftalıktır. Bu program ile amaçlanan, dikkat eksikliği ve hiperaktivite sıkıntısı duyan çocuk ve ergen danışanların dikkat becerilerini arttırmak, kendilerine yönelik yargılayıcı düşünceleri azaltmak, duygu ve davranış kontrolünü arttırabilmektir. Sadece çocuk ve ergen danışanlara yönelik değil, ailelerin de yaşadıkları zorluklar göz önüne alınarak, ebeveynlerin stres düzeylerinin azaltılması, çocuklarına karşı tutumlarında farkındalık düzeylerinin artması temel olarak amaçlanmıştır. Kurumumuzda bu grup terapisi uygulaması uzman psikoterapistler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Günümüzde ruh sağlığı hastalıklarında psikoterapinin önemi bilinmektedir. Kişinin iş, sosyal ve özel yaşamlarının işlevselliğinde ki bozulmalar, terapiste getiren nedenler arasındadır. Kognitif ve davranış terapileri kişinin yaşadığı güçlükler ve problemlere yönelik kanıta dayalı, kısa süreli, problem odaklı, şimdi-burada ile ilgilenen terapi yöntemidir.

 

Davranış gözlenebilen, ölçülebilen eylemlerlerdir. Davranış terapisi, öğrenme kuramlarının davranış problemlerinde analiz ve tedavi amaçlı olarak sistematik bir şekilde uygulanmasıdır. Öğrenme ilkeleri kullanarak kişinin davranışlarında gözlemlenebilen ve ölçülebilen değişiklikler oluşturan tedavi yaklaşımıdır.

Kişinin yaşadığı olumsuz duyguların oluşumunda düşüncelerin yeri önemlidir. Bu düşünceler çok hızlı ve otomatik olarak çıkarlar ve bu nedenle çoğu belirgin olmayan, biçimlendirilmemiş ve kişinin istemeden aklına gelen düşüncelerdir. Kişi bu düşüncelere tam olarak inanır ve akla gelmesini engellemek çok güçtür. Kişinin derinde yatan temel inanış ve düşüncelerinin bir yaşam olayı ile aktive olmaları ile ortaya çıkan sonuçlar ile ruh sağlığı sorunları görülmektedir. Kognitif terapi ile bu sorunların ortaya çıkmasına ve devam etmesine neden olan bilişsel yapıların daha işlevsel-uygun olabilecek biçimde değiştirilmesidir.

Kognitif ve davranış terapisi günümüzde depresyon, panik bozukluk, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal kaygı bozukluğu, fobiler, davranış problemleri gibi psikopatolojilerde en işlevsel terapi yöntemi olarak bilinmektedir.

Hipnoterapi hipnoz yolu ile yapılan terapidir. Başka bir deyişle hipnoz yolu ile yapılan tedavidir. Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Ben hipnoz olmam diyen kişilerde dahil olmak üzere hepimiz yaşantımızın doğal bir parçası olarak  sayısız hipnotik tecrübeler yaşamaktayız. Dolayısı ile hipnoz doğal yaşantımızın bir parçası olarak hipnoterapi ortamında ve hipnoterapist yardımıyla yeniden yaşantılandırıldığında bu tanıdıklık daha iyi anlaşılır.
Bilinçli bir beyin daha eleştireldir, problem çözerken daha çok analiz yapmaya eğilimlidir. Direnç gösterebilir. Bu durum kararsızlığa ve harekete geçmekte zorluğa sebep olabilir. Hipnoz altındayken ise bilincin bu analiz yeteneğinden kurtulan bilinçdışı zihin, telkin almaya daha hazır hale gelir ve terapi gerçekleşir.

HİPNOTERAPİNİN KULLANIM ALANLARI

• Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar),
• Anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim, sıkıntı),
• Somatoform (bedene yönelik) bozukluklar,
• Yeme Bozuklukları,
• Obezite,
• Uyku bozuklukları,
• Cinsel alandaki bozukluklar,
• Takıntılar (OKB),
• Psikoz (remisyonda olmak şartı ile),
• Tikler,
• Kekemelik,
• Gece idrar kaçırmaları,
• Bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, internet v.s),
• Fobiler (çeşitli aşırı korkular),
• Travmalar,
• Performans kaygısı (sınav stresi, sahne heyecanı),
• Sporda performans arttırma,
• Eğitimde performans arttırma (ders çalışma isteksizliği, dikkati sürdürememe, çabuk sıkılma, hafıza, öğrenme, hatırlama),
Kişisel gelişimde:
• Kendine güvensizlik, özgüven eksikliği,
• Sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku,
• Topluluk önünde konuşamama,
• Göz teması kuramama, herkes bana bakıyor düşünceleri,
• Karşı cinsle ilişkilerde sorunlar,
• Kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme,
• Duygu ve düşüncelerini ifade edememe,
• Titreme, terleme, kekeleme, kızarma

EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) 1987 yılında Amerikalı psikolog Francine Shapiro tarafından keşfedilen bir psikoterapi tekniğidir. Teknik sırasında göz hareketleriyle, seslerle ya da bedende yapılan küçük dokunuşlarla çift taraflı (beynin sağ ve sol tarafı) uyarım sağlanır. Bu uyarım sırasında danışan geçmiş anılarına, o anıları tetikleyen bugün yaşadığı olaylara, ve gelecekte yaşamak istediği olumlu deneyimlere gider. Göz hareketleri, duyarsızlaştırmanın  travmatik yaşantıların olumsuz etkilerini anlamlı derecede azaltmaktadır.

Bilgi İşleme süreci, travmatik anının zihinde uyumlu bir biçimde saklanmasını sağlamaktadır. Bu süreç boyunca danışan içgörü kazanmak, anılarda değişim yaşamayı, ya da yeni bağlantılar kurmayı deneyimleyebilir.

KULLANIM ALANLARI

Akut travma,Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Fobi, Panik Bozukluk
Yoğun stres altında çalışan kişilerde
Bir yakının kaybına bağlı olarak yoğun üzüntü ve yas yaşayan kişilerde
Çocuklar ve ergenlerin yaşamış oldukları travmalara bağlı gelişen semptomlarda
Cinsel saldırı mağdurlarında
Doğal afet veya insan eliyle oluşturulan felaket mağdurlarında
Kaza, ameliyat, ya da yanıklara maruz kalan, ve buna bağlı olarak duygusal ve fiziksel açıdan rahatsızlık duyan kişilerde
Aile, evlilik sorunları ve cinsel sorunlar yaşayan kişilerde
Bağımlılığın tekrarlama riskinin düşürülmesinde
Performans kaygısı yaşayan, ya da okulda, işte, sanat ve spor dallarıyla uğraşırken eksiklik yaşayan bireylerin performansının arttırılmasında kullanılmaktadır.

İnsanı anlamada kullanılan terapi ekollerinden biride psikodinamik psikoterapilerdir. Kısaca psikodinamik terapilerde öncelikle, bireyin yaşamında sıkıntı, kaygı, korku, mutsuzluk yaratan süreçler ve çevresiyle ilişkilerinde çatışma yaratan duygu, düşünce ve davranışları, kişinin biricik olan tarihsel gelişimi içerisinde terapisti ile birlikte tekrar derinlemesine anlamlandırılıp farkına varılır. Farkına varılan süreçler terapötik ilişki içinde yeniden yorumlanıp kazanılan içgörüsel gelişimle birlikte, bireyin kendine rahatsızlık veren çatışmalarının işlevsel ve sağlıklı biçimde dönüştürülmesi sonucunda, kişinin kendi arzu ve isteklerini yaşamına uygun biçimde geçirebilmesi hedeflenir.
 Psikodinamik terapilerde bireyin çocukluk deneyimleri ile gelişimi, davranış ve duygulanımların ardındaki bilinçdışı belirleyiciler, aktarım, savunmalar, nesne ilişkileri, kişinin terapötik çalışmaya ilişkin direnci, rüyalar ve tekrarlayıcı yaşamsal deneyimler gibi psikoanalitik kavramlarla çalışır. Psikodinamik terapiler tedavide psikoanalitik terapilerle benzer kavramları kullansada psikoanalitik terapilerdeki gibi çalışma divanda değil yüz yüze gerçekleştirilir. Seans sıklığı ve çalışma süresi danışan ile birlikte belirlenmekle birlikte, seans sıklığı genellikle haftada bir şeklinde olup regresyona psikoanalitik terapilerdeki kadar izin verilmez ve terapist şimdi ve burada ilkesi içinde daha aktif yorum kullanır. 

Motivasyonel görüşme değişim sağlamaya yönelik bir tekniktir. Değişim hepimiz için zor bir süreçtir. Bazen değişimi gerçekleştirmek için çabalarız bazense sürdürmek için. Yaşam sürecimizde en çok zorlandığımız durumlar genellikle değişim içerisinde olduğumuz durumlardır. Motivasyonel görüşme değişimi destektelemeye, sağlamaya ve sürdürmeyi hedefler.

Motivasyon değişimin benzinidr. Motivasyon kaynakalarımız ne kadar kaliteli, verimli ve sürdürülebilir ise hedefe ulaşma olasılığımız o kadar yüksektir. Motivasyonel görüşme ile değişimin temeli olan motivasyonlarımız üzerinde çalışılarak kişilerin değişim hedeflerine ulaşmaları sağlanır. Genellikle anlık haz ile uzun vadeli yarar arasında seçim yapmamız gereken alanlarda uygulanır. Beslenme alışkanlıklarını değiştirip kilo verme (uzun vadeli yarar) hedefi olan bireyin tatlı (anlık haz) yememeyi seçmesi bu duruma örenek verilebilir.

Dil ve konuşma terapisi; çocuklarda ve erişkinlerde ses, dil, konuşma ve yutma bozukluklarının yönetimi ve tedavisi ile ilgili yapılan müdahalelerdir. Müdahale programı alan uzmanları tarafından gerçekleştirilir. Gecikmiş dil ve konuşma, afazi, beyin hasarı gibi durumlarda dil sorunlarına ve dil beceri faaliyetlerine yönelik dil terapisi programları oluşturulabilir. Bazı sesleri çıkaramama, konuşma seslerinin doğru üretim ve edinimine yönelik konuşma seslerine müdahaleyi kapsayan artikülasyon/sesletim sesbilgisel bozukluk terapisi programları oluşturulabilir. Konuşmanın akıcılığıyla ilgili hızlı bozuk konuşma ve kekemeliğe yönelik müdahale programları uygulanabilir. Polip, nodül gibi ses kısıklığına neden olan oluşumların müdahalesinde, çeşitli ses sorunlarında terapi programları oluşturulabilir.  Ayrıcı beslenme sorunları ile durumlarda ve yutma güçlüklerine yönelik terapi programlarının uygulanmasını da bu kapsam içerisinde yer alır.

Dil ve Konuşma terapisi gerektiren durumları kısaca; artikülasyon bozukluğu, yani bazı sesleri söyleyememe ya da yanlış söyleme, konuşurken sesin kısılması, çatlaması gibi ses problemleri, gecikmiş konuşma (örneğin üç yaşına gelmiş bir çocuğun konuşmaması ya da çok kısa cümleler kurarak konuşması), kekemelik ve hızlı bozuk konuşma, afazi, dizartri gibi beyin kanaması ve kaza gibi travmatik beyin hasarlarının neden olduğu dil ve konuşma bozuklukları, yutma-yutkunma problemleri, down sendromu, otizm gibi nedenlerden kaynaklanan dil ve konuşma bozuklukları, dudak ve damak yarıklığı gibi anomalilere bağlı dil ve konuşma problemleri, işitme engeline bağlı dil ve konuşma bozuklukları olarak özetlenebilir. Terapi bu durumların detaylı tanılanmasını, müdahale sürecinin oluşturulmasını ve etkin bir şekilde yürütülmesini kapsamaktadır.

Varoluşçu terapi, İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Avrupa’da başlayan ve zorunlu göçlerle birlikte Amerika’da yaygınlaşan bir terapi ekolüdür. Martin Heidegger’in varoluşçu felsefesinden esinlenerek geliştirilmiş bir terapi ekolünü tanımlar. Ludwig Binswanger, Viktor E. Frankl, Rollo May, Otto Rank ve Irvın Yalom başlıca varoluşçu psikoterapi öncüleridir.  Varoluşçuluk ve Doğu felsefeleri arasında ortak yönler bulmak mümkündür.

İnsan doğmuş olduğunu ve bir gün öleceğini bilen tek canlıdır ve bu gerçek onu, anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır. Varoluşçu terapi “ben”in algılanabilmesi ve yaşanabilmesine öncelik tanır. Varoluşçu terapinin ilgilendiği temel sorun; kişinin kendi “ben”ini algılayışı ve kendi varoluş sorumluluğunu yaşayış biçimiyle varolmanın anlamını kavrayabilmesidir.

Modern insanın temel sorunlarından biri yabancılaşmadır. Kopukluk, ilişkisizlik, yabancılaşma ve duygusal yoksunluk yaşayan insanların sayısı gittikçe artmaktadır. “Ben”i fark edebildiğimiz ve özgür olabildiğimiz anların sayısı oldukça azdır.

Varoluşçu psikoterapist, tedaviye gelen kişiyi onun kendi dünyası içinde anlamaya çalışır. Varoluşçu terapide anlama teknikten önce gelir. Geleneksel yaklaşımlar, terapistin spesifik olarak “yapması gereken” şeyleri vurgularken, varoluşçu terapi sürecin içeriğine, kişinin varoluşunu anlamaya ve yaşamaya odaklanır. Önemli olan “ne” yaşamakta olduğumuzun tümüyle farkında olabilmektir. Ne yaşamakta olduğumuzun tümüyle farkında olduğumuzda “anlam” da kendiliğinden ortaya çıkar ve istenmeyen duygular karşılanabilir hale gelir.

Şema Terapi ,erken dönem yaşantılarının, yetişkinlik döneminde ki yansımalarının anlaşılmasına ve elbette ki değişmesine odaklı bir yöntemdir. Özellikle zorlu kişilik özellikleri ve ağır yaşam olaylarının etkilerinin değişimi için uygun bir yöntem olmakla birlikte diğer psikolojik güçlüklerle de mücadelede kullanılır. Şema Terapi, çocuk, ergen, bireysel, grup ve çift terapileri gibi farklı alanlarda etkin bir şekilde kullanılır.

Şema Terapi de kişinin getirdiği sıkıntılı düşüncelerinin çalışılması yanı sıra ön planda çalışılan sıkıntılı duygulardır, çünkü genellikle geçmişte yaşanmış sorunlu duygusal tecrübeler nedeniyle, sıkıntılı örüntülerin ( “Hep mi beni bulur?!” ) varlığını sürdürdüğü aşikardır. Amaç, bireylerin değiştirmekte güçlük yaşadıkları duygu ve davranış kalıplarının çocukluk /gençlik dönemlerinde ki işlevsel olmayan koşulların bir sonucu olduğunu anlamalarına destek olmaktır. Terapi sürecinde hayatı güçleştiren bakış açılarını daha gerçekçi olanlarla yeniden yapılandırmak, bakış açısı değişse dahi ona paralel gitmeyen duygunun değiştirilmesi için duygu odaklı (olumsuz duygunun yeniden yapılandırılması) çalışmak ve tüm bu olumsuz bakış açısı ve duyguların yön verdiği olumsuz davranış kalıplarını uyumlu olanlarla değiştirip, tabiri caizse arap saçına dönen hayatı düzene oturtmak ve sıkıntılı düşüncelerin tekrarlamasını önlemek asıl hedeftir. 

Bağımlılık tedavisinde bireysel terapiler oldukça önemlidir. Bağımlılık terapisinde ilk amaç kişinin bağımlılığa ilişkin içgörü kazanmasına ve zarar algısı geliştirmesine yardımcı olmaktır.  Terapilerde kişiyi madde kullanımına iten faktörler tespit edilmeli ve hastanın belirlenen kişi, durum, mekan ya da tetikleyicilerden uzak durması sağlanmalıdır. Kişinin hayatını yeniden yapılandırmasına yardım edilir. Kişinin isteğini tanıması, fark etmesi ve istek ile baş etme yollarını öğrenmesi ve geliştirmesi sağlanmalıdır.

Bağımlılık tedavisinde kişinin nükslere sebep olan psikolojik faktörlerle ilgili iç görü edinmesi ve olası riskli durumlarla baş edebilmesi için bireysel psikoterapiler oldukça gerekli ve etkilidir. Kişiyi madde kullanımına iten yoğun duygu durumlarının önüne geçebilmesi için sorun yaratan düşünce yapısı ve davranış örüntüleri tespit edilerek ve değerlendirilerek, hastayla birlikte bunların yerine kullanabilecek daha işlevsel tepkiler saptanmalıdır. Kişinin stresle baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve sorun çözme becerilerinin geliştirilmesine odaklanılmalıdır. Duyguları tanıması ve duygular ile baş edebilmesi de kaymaları önlemek açısından önemlidir. O nedenle görüşmelerde duygu yönetimi üzerine de çalışılmalıdır.

Bağımlılık tedavisinde iyileşmenin sürekliliği için motivasyonun etkin kılınması şarttır. Bu sebeple bireysel terapilerde, terapist ve hastanın işbirliği içerisinde hastanın sahip olduğu kaynaklar aktive edilerek kişinin alkol ve maddeye başvurmadan yaşamın keyfini çıkarması amaçlanır. Alkol-madde ekseni dışında yeni bir yaşam inşa etmesi, yeni uğraşlar edinmesi ve hayatını daha planlı ve programlı yaşaması üzerine görüşmelerde konuşulur. 

Cinsel terapiler bu alanda özel eğitim almış psikolog ve psikiyatristler tarafından, cinsel yaşamlarında sorun olan bireylerin ve çiftlerin sorunlarını çözmek amacıyla kullanılan ve farklı teknikler içeren bir tedavi yaklaşımıdır. Cinsel alandaki problemler bireylerin yaşam kalitesini ciddi düzeyde düşürebilirken, ruh sağlığına da etkisi büyüktür. Diğer taraftan yaşanan cinsel problemler, var olan başka sıkıntıların bir sonucu olarak da ortaya çıkmış olabilir. Kalp/damar hastalıkları, hormonal düzensizlikler, genetik hastalıklar gibi bedensel faktörler ile eğitimsizlik, ön yargılar, madde kullanımı, depresyon ve ilişki çatışmaları gibi psikolojik faktörler cinsel yaşamdaki sorunlara neden olabilmektedir. Bu nedenle yaşanan sorunlara multidisipliner bakış açısıyla yaklaşım önemlidir. Yaşanan sorunun nedeni saptandığında, gerektiğinde bir yandan ilgili branşlardan destek alınırken diğer yandan terapilerde sorunu çözmeye yönelik görüşmeler yapılır. Bireysel ve çift olarak yapılan görüşmelerde temel olarak BDT (Bilişsel Davranışcı Terapi) tekniklerinin yanı sıra Biyofeedback gibi destekleyici tekniklerde kullanılır.

- Prematür Ejakülasyon (erken boşalma)
- Anorgazmi (orgazm olamama)
- Erektil Disfonksiyon (sertleşme bozukluğu)
- Disparoni (ağrılı cinsel ilişki)
- Vajinismus
- Uyarılma bozuklukları
- Cinsel İsteksizlik En sık karşılaşılan cinsel problemlerdir.

Grup Terapileri, 8-12 üyenin yer aldığı birçok farklı teknikle ancak her daim “şimdi ve burada” dan hareketle birçok deneyimin yaşantılandığı ve kişinin bir grup ile içsel bir yolculuğa çıktığı bir süreçtir. Grup Terapilerinin bir çok çeşidi vardır: “Şimdi ve burada” dan hareketle bir çok duygunun, düşüncenin ve yaşantının ele alındığı Etkileşim Grupları; Sanatın iç dünyamıza ulaşmayı kolaylaştıran gücünden faydalanarak yapılan Sanat Psikoterapileri (Resim, edebiyat, müzik, sinema, şiir…) ; Şizofreni, Bipolar, OKB (Obsesif-Kompulsif Bozukluk), Anksiyete Bozuklukları, Panik Bozukluklar, Agorafobi, Sosyal Fobi grupları;  Sosyal becerilerin arttırılmasına yönelik iletişim grupları; travmatik yaşantıları ve acıları olan kişilerin acılarını paylaştıkları gruplar gibi bir çok farklı Grup Terapileri ve tüm bu grupların da ailelerine yönelik destek ve eğitim grupları yapılmaktadır. Bu gruplarda üyeler Grup Terapistinin ve hastanın psikiyatristinin hastaya en uygun olacağı şekilde ortak şikâyet gruplarına ya da karma gruplara (şikayetlerin farklılaştığı) katılabilmektedir. Poliklinikte yapılan bu Grup Terapileri haftada bir gün aynı saatte yapılmaktadır. Ayrıca yatan hastalarımıza hizmet verdiğimiz kliniklerimizde her hafta üç gün Grup Terapileri yapılmaktadır.

Grup Terapilerini bireysel terapiden ayıran temel özellik bir grup insanın bir arada olması; bu toplumu temsil eden grupta “sosyal bir varlık olan insanın”  kendisini gözlemleyerek farkına varmadığı yanlarıyla tanışması ve bir anlamda daha güvenli bir alanda iletişim becerilerini geliştirme olanağı yaratmasıdır. Bu anlamda Grup Terapileri yalnızca bir psikiyatrik tanı almış ve tedavi gören kişiler için değil, kendisini keşfetme, içsel bir yolculuk ve tabi yolcular eşliğinde kendisini tanıma arzusunda olan kişiler için de oldukça yararlıdır.

Grup Terapileri, 8-12 üyenin yer aldığı birçok farklı teknikle ancak her daim “şimdi ve burada” dan hareketle birçok deneyimin yaşantılandığı ve kişinin bir grup ile içsel bir yolculuğa çıktığı bir süreçtir. Grup Terapilerinin bir çok çeşidi vardır: “Şimdi ve burada” dan hareketle bir çok duygunun, düşüncenin ve yaşantının ele alındığı Etkileşim Grupları; Sanatın iç dünyamıza ulaşmayı kolaylaştıran gücünden faydalanarak yapılan Sanat Psikoterapileri (Resim, edebiyat, müzik, sinema, şiir…) ; Şizofreni, Bipolar, OKB (Obsesif-Kompulsif Bozukluk), Anksiyete Bozuklukları, Panik Bozukluklar, Agorafobi, Sosyal Fobi grupları;  Sosyal becerilerin arttırılmasına yönelik iletişim grupları; travmatik yaşantıları ve acıları olan kişilerin acılarını paylaştıkları gruplar gibi bir çok farklı Grup Terapileri ve tüm bu grupların da ailelerine yönelik destek ve eğitim grupları yapılmaktadır. Bu gruplarda üyeler Grup Terapistinin ve hastanın psikiyatristinin hastaya en uygun olacağı şekilde ortak şikâyet gruplarına ya da karma gruplara (şikayetlerin farklılaştığı) katılabilmektedir. Poliklinikte yapılan bu Grup Terapileri haftada bir gün aynı saatte yapılmaktadır. Ayrıca yatan hastalarımıza hizmet verdiğimiz kliniklerimizde her hafta üç gün Grup Terapileri yapılmaktadır.

Grup Terapilerini bireysel terapiden ayıran temel özellik bir grup insanın bir arada olması; bu toplumu temsil eden grupta “sosyal bir varlık olan insanın”  kendisini gözlemleyerek farkına varmadığı yanlarıyla tanışması ve bir anlamda daha güvenli bir alanda iletişim becerilerini geliştirme olanağı yaratmasıdır. Bu anlamda Grup Terapileri yalnızca bir psikiyatrik tanı almış ve tedavi gören kişiler için değil, kendisini keşfetme, içsel bir yolculuk ve tabi yolcular eşliğinde kendisini tanıma arzusunda olan kişiler için de oldukça yararlıdır.

Freud psikanalizi üç ana başlık altında tanımlamıştır: insanın ruhsal süreçlerini anlamak için kullanılan bir yöntem, bu yöntemi temel alan bir tedavi tekniği ve bu yöntemle ortaya çıkan verileri değerlendirmede kullanılan bir disiplindir. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere psikanaliz insanı sadece tedavi etmeyi değil; onu anlamayı da kendisine amaç edinmiş bir sistemdir.

 Psikanaliz sürecinde bireyin bilinçdışına atılan deneyim ya da hatıralarının yeniden anımsanması ve bunlarla iç dünya arasındaki bağlantının yeniden ele alınması sağlanır. Bu süreçte bireyden (analizandan) aklına gelen her şeyi sansürlemeden, yargı ve mantık süzgecinden geçirmeden aklına geldiği gibi söylemesi beklenir. Buna “serbest çağrışım” denir. Ayrıca rüyalar, fantaziler gibi tüm içsel süreçlerin de psikanaliste anlatılması istenir. Bununla birlikte birey (analizan) deneyimleri ya da hatıralarını bilinçdışında tutmak için oluşturduğu savunmaların da farkına varmaya başlar. Farkındalıklarla birlikte kişiyi psikanalize getiren sorun daha açık hale gelmiştir ve çözülmeye hazırdır.

Psikanalize Ne Zaman Başvurulabilir?

Birey hayatında zorlandığında, ilişkilerinde tekrarlayan sorunlar yaşadığında ve semptomlar (belirtilerin) yaşamını olumsuz etkilediğinde veya kendi ruhsallığını anlamak, anlamlandırmak istediğinde psikanalize başvurabilir.

Psikanaliz Nasıl Bir Tekniktir?

Psikanaliz seansları analizanın divanda uzandığı ve psikanalistin analizanın görüş açısında olmadığı bir biçimde 45 dakikalık seanslar halinde, haftada 3 ile 5 seans yapılır. Bu seans sıklıkları analizanın çok hasta, durumunun çok ağır olmasıyla ilgili değildir. Psikanalizin doğası tüm bilinçdışı ve ruhsal süreçlerin birbirleriyle ilişkisini fark etmek adına psikanalistle bu yoğunlukta çalışmayı gerektirir.

Kimler Psikanaliz Yapar?

Psikanaliz yapabilmek için ruh sağlığı profesyonelinin kendi bireysel psikanalizini bitirmiş ve psikanalist olabilmek için gerekli psikanalitik eğitimlerini (psikanaliz formasyonu) tamamlamış olması gerekir.

Destekleyici psikoterapi, psikiyatrik açıdan tanısal değerlendirmenin olması gereken, terapistin girişimlerinin planlı ve özgül bir şekilde danışana yönelik olarak tasarlanan bir psikoterapidir. Destekleyici psikoterapi, psikodinamik temellere dayalıdır. Ancak bu terapi türünü kullanan psikoterapist hastanın ihtiyaçlarını dikkate alarak  bütüncül bir yaklaşımla uygulanır.

Destekleyici psikoterapinin amaçları var olan belirtileri iyileştirmek, yaşanan sorunun tekrarlanma riskini azaltmak ve baş edebilmeyi sağlamak, ego işlevlerini ve uyum becerilerini artırmak; bireyin güncel sorunlar ile baş edebilmesine destek olmaktır.

Depresyon, fobi, anksiyete bozuklukları, psikosomatik bozukluklar, intihar, yas süreci evlilik ile ilgili sorunlar, şizofreni, madde kötüye kullanımı ve kişilik bozukluklarına yönelik durumlarda destekleyici psikoterapi günümüzde en çok sık kullanılan psikoterapi çeşididir. Tıbbi rahatsızlıkların meydana geldiği dönemlerdeki süreçte de yararlanılır.

Kısaca destekleyici psikoterapi danışanın stresörler ile baş etme yetisini güçlendirmeye yöneliktir. Ruhsal ihtiyaçların farkına varılması ve bu ihtiyaçların karşılanmasını sağlamaktadır.