Psikanaliz, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını etkileyen bilinçdışı süreçleri anlamaya yönelik kuramsal bir yaklaşım ve terapi yöntemidir. Temelleri 19. yüzyılın sonlarında geliştirilen bu yaklaşım, yalnızca mevcut belirtilere değil, belirtilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan psikolojik dinamiklere odaklanır. Kişinin yaşam öyküsü, çocukluk deneyimleri, ilişkileri, iç çatışmaları, savunma mekanizmaları ve tekrar eden davranış örüntüleri psikanalitik değerlendirmede önemli bir yer tutar.
Günümüzde psikanaliz, yalnızca ruhsal belirtilerin ele alınmasında değil; kişinin kendini tanıması, ilişkilerini anlamlandırması, duygularını daha sağlıklı biçimde düzenleyebilmesi ve içsel farkındalığını geliştirmesi amacıyla da değerlendirilebilen bir yaklaşımdır. Psikanalitik düşünce, psikoloji ve psikiyatri alanındaki birçok çağdaş terapi modelinin gelişimine de önemli katkılar sağlamıştır.
Psikanalitik yaklaşımda amaç yalnızca belirtileri azaltmak değildir. Aynı zamanda kişinin yaşamını etkileyen bilinçdışı süreçleri fark etmesi, geçmiş yaşantılarının bugünkü davranışlarına nasıl yansıdığını anlaması ve bu farkındalık doğrultusunda daha işlevsel bir yaşam geliştirmesi hedeflenir.
Her bireyin yaşam öyküsü, kişilik yapısı ve ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Bu nedenle psikanalitik süreç kişiye özel olarak planlanır. Terapi süresi, görüşme sıklığı ve ele alınan konular bireysel değerlendirme doğrultusunda şekillenir.
Psikanalizin Temel Yaklaşımı
Psikanalizin temelinde, insanların düşünce ve davranışlarının yalnızca bilinçli kararlarla açıklanamayacağı görüşü yer alır. Günlük yaşamda verilen birçok tepkinin arkasında, farkında olunmayan duygu ve düşünceler bulunabilir. Bu bilinçdışı süreçler; geçmiş yaşantılar, erken dönem ilişkiler, bastırılmış duygular ve çözümlenmemiş içsel çatışmalarla bağlantılı olabilir.
Psikanalitik yaklaşım, bireyin yalnızca "ne yaşadığına" değil, "neden aynı durumları tekrar tekrar yaşadığına" da odaklanır. Böylece belirtilerin ötesine geçilerek bunların altında yatan psikolojik dinamikler anlaşılmaya çalışılır.
Bu yaklaşımda terapist;
- Kişinin yaşam öyküsünü bütüncül olarak değerlendirir.
- Tekrarlayan ilişki örüntülerini inceler.
- Duygusal çatışmaların kökenini anlamaya çalışır.
- Bilinçdışı süreçlerin fark edilmesine yardımcı olur.
- İç görü gelişimini destekler.
Psikanalitik kurama göre bireyin çocukluk döneminde bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler, ilerleyen yaşamındaki kişilerarası ilişkileri etkileyebilir. Erken dönem deneyimleri, kişinin kendisi ve çevresi hakkında geliştirdiği temel inançların oluşmasında önemli rol oynayabilir.
Ancak bu durum, yaşanan her ruhsal güçlüğün yalnızca çocukluk döneminden kaynaklandığı anlamına gelmez. Psikanalitik değerlendirme; biyolojik özellikler, çevresel etkenler, güncel yaşam olayları ve bireysel deneyimleri birlikte ele alan bütüncül bir bakış açısını benimser.
Bilinçdışı Kavramı
Psikanalizin en temel kavramlarından biri bilinçdışıdır.
Bilinçdışı; kişinin o anda farkında olmadığı ancak duygu, düşünce ve davranışlarını etkileyebilen psikolojik süreçleri ifade eder. Bazen nedenini açıklamakta zorlanılan yoğun kaygılar, tekrar eden ilişki sorunları veya belirli durumlara verilen güçlü duygusal tepkiler bilinçdışı çatışmalarla ilişkili olabilir.
Psikanalitik çalışmalarda bilinçdışı süreçlerin anlaşılması için;
- Serbest çağrışım,
- Rüyaların değerlendirilmesi,
- Duygusal aktarım süreçleri,
- Savunma mekanizmalarının incelenmesi,
- Tekrarlayan yaşam örüntülerinin değerlendirilmesi
gibi yöntemlerden yararlanılabilir.
İç Görü (Insight)
Psikanalizde önemli hedeflerden biri iç görü geliştirmektir.
İç görü, kişinin kendi davranışlarını, duygularını ve ilişkilerini daha derinlemesine anlayabilmesidir. Bu farkındalık, bireyin yaşamındaki tekrar eden güçlükleri farklı bir bakış açısıyla değerlendirmesine yardımcı olabilir.
İç görü geliştikçe kişi;
- Duygularını daha iyi tanıyabilir.
- Davranışlarının nedenlerini anlayabilir.
- İlişkilerindeki tekrar eden döngüleri fark edebilir.
- Kendine yönelik daha gerçekçi değerlendirmeler yapabilir.
- Duygusal düzenleme becerilerini geliştirebilir.
Savunma Mekanizmaları
İnsan zihni zaman zaman yoğun duygularla baş edebilmek için çeşitli psikolojik savunmalar geliştirir. Psikanalitik kuram bu süreçleri savunma mekanizmaları olarak tanımlar.
Savunma mekanizmaları çoğu zaman kişinin farkında olmadan kullandığı psikolojik süreçlerdir. Kısa vadede kişiyi zorlayıcı duygulardan koruyabilseler de bazı durumlarda ilişkileri veya ruhsal işlevselliği olumsuz etkileyebilirler.
Sık görülen savunma mekanizmaları arasında;
- Bastırma
- Yansıtma
- İnkar
- Yüceltme
- Mizah
- Akla uygunlaştırma
- Yer değiştirme
bulunur.
Psikanalitik süreçte bu mekanizmaların nasıl çalıştığının anlaşılması, kişinin kendisini daha yakından tanımasına katkı sağlayabilir.
Psikanaliz Sürecinde Hangi Konular Ele Alınabilir?
Psikanalitik yaklaşım yalnızca belirli bir yakınmaya odaklanmaz. Kişinin yaşam öyküsü, ilişkileri, kişilik özellikleri ve duygusal deneyimleri birlikte değerlendirilir.
Görüşmeler sırasında ele alınabilecek konular arasında şunlar yer alabilir:
- Tekrarlayan ilişki sorunları
- Yoğun kaygı yaşayan kişilerde duygusal süreçler
- Sürekli mutsuzluk hissi
- Özgüven sorunları
- Kimlik gelişimi
- Duygu düzenleme güçlükleri
- Yas süreçleri
- Çocukluk yaşantılarının bugünkü ilişkilere etkisi
- Aile ilişkileri
- Bağlanma örüntüleri
- Öfke kontrolüyle ilgili yaşantılar
- Kendini değersiz hissetme
- Suçluluk ve utanç duyguları
- Mükemmeliyetçilik eğilimleri
- Tekrarlayan yaşam döngüleri
- Kişilik örüntülerinin değerlendirilmesi
Örneğin kişi, farklı zamanlarda benzer ilişki sorunlarını tekrar tekrar yaşadığını fark edebilir. Psikanalitik değerlendirme bu tekrarların altında yatan psikolojik dinamikleri anlamaya çalışır.
Benzer şekilde uzun süredir devam eden çökkünlük hissi yaşayan bireylerde Depresyon ile ilişkili belirtiler ayrıntılı biçimde değerlendirilebilir ve gerekli görüldüğünde multidisipliner bir yaklaşımla planlama yapılabilir.
Bazı bireylerde kişilik yapılanmasıyla ilişkili özelliklerin değerlendirilmesi de sürecin önemli bir parçasını oluşturabilir. Bu noktada kişilik bozuklukları konusunda kapsamlı psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.
Psikanalitik yaklaşım, ruhsal belirtileri tek başına ele almak yerine bireyin yaşamındaki anlamını anlamaya çalışır. Bu nedenle kişinin çocukluk öyküsü, aile ilişkileri, eğitim yaşamı, sosyal çevresi, iş yaşamı ve kişilerarası ilişkileri bütüncül biçimde değerlendirilir.
Psikanaliz Süreci Nasıl İlerler?
Psikanaliz süreci, bireyin ihtiyaçları doğrultusunda planlanan yapılandırılmış ancak esnek bir psikoterapi sürecidir. İlk görüşmelerde kişinin başvuru nedeni, beklentileri, yaşam öyküsü ve mevcut ruhsal durumu ayrıntılı biçimde değerlendirilir.
Bu değerlendirme sonucunda uygulanacak yaklaşım, görüşme sıklığı ve sürecin genel çerçevesi birlikte planlanır.
Psikanalitik süreçte terapist, yargılayıcı olmayan ve güven veren bir ortam oluşturmaya özen gösterir. Kişinin aklına gelen duygu ve düşünceleri mümkün olduğunca doğal biçimde ifade etmesi teşvik edilir.
Süreç içerisinde;
- Güncel yaşam olayları konuşulabilir.
- Çocukluk anıları ele alınabilir.
- Rüyalar değerlendirilebilir.
- İlişki örüntüleri incelenebilir.
- Duygusal tepkilerin nedenleri üzerinde çalışılabilir.
- Terapi ilişkisi içinde ortaya çıkan duygular değerlendirilebilir.
Psikanalitik yaklaşım hızlı çözüm sunmayı hedefleyen bir yöntem değildir. Amaç, kişinin iç dünyasını daha kapsamlı biçimde anlaması ve kalıcı farkındalık geliştirmesidir.
Terapi sürecinin uzunluğu;
- Başvuru nedenine,
- Ruhsal belirtilerin niteliğine,
- Kişilik yapısına,
- Terapi hedeflerine,
- Görüşme sıklığına
göre değişiklik gösterebilir.
Bazı bireylerde daha kısa süreli psikodinamik yaklaşımlar uygun görülürken, bazı kişiler için daha uzun soluklu psikanalitik çalışmalar değerlendirilebilir.
Psikanalitik süreç gerektiğinde Psikiyatri değerlendirmesiyle birlikte yürütülebilir. Özellikle yoğun depresif belirtiler, kaygı bozuklukları veya diğer ruhsal sorunların eşlik ettiği durumlarda psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirmenin birlikte planlanması tedavi sürecinin bütüncül şekilde ele alınmasına katkı sağlayabilir.
Psikanalitik düşünce, günümüzde geliştirilen birçok terapi yaklaşımına da temel oluşturmuştur. Örneğin Şema Terapi, erken dönem yaşam deneyimlerinin etkisini farklı bir kuramsal çerçevede ele alırken; Bilişsel Davranışçı Terapi ise düşünce, duygu ve davranış ilişkisine odaklanan yapılandırılmış teknikler kullanır. Her yaklaşımın kullanım alanı ve hedefleri bireyin ihtiyaçlarına göre klinik değerlendirme sonucunda belirlenir.
Psikanalitik Kavramlar Günlük Yaşamda Nasıl Karşımıza Çıkar?
Psikanaliz yalnızca terapi odasında kullanılan bir yaklaşım değildir. Psikanalitik kuramın ortaya koyduğu birçok kavram, günlük yaşamda insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlamaya yardımcı olabilir. Bireyler çoğu zaman neden belirli durumlarda aynı şekilde tepki verdiklerini, benzer ilişki sorunlarını tekrar yaşadıklarını veya bazı olaylardan beklenenden daha fazla etkilendiklerini açıklamakta zorlanabilir. Psikanalitik bakış açısı, bu durumların altında yer alabilecek bilinçdışı süreçlerin anlaşılmasına katkı sağlar.
Her insan zaman zaman geçmiş deneyimlerinin bugünkü yaşamına yansımalarını fark etmeyebilir. Örneğin çocukluk döneminde eleştirel bir aile ortamında büyüyen bir kişi, yetişkinlikte de yaptığı işlerde sürekli hata yapmaktan korkabilir veya yoğun onay ihtiyacı hissedebilir. Bu durum her birey için aynı şekilde gelişmese de erken dönem deneyimlerinin sonraki yaşam üzerindeki etkisini anlamaya yönelik değerlendirmeler psikanalitik yaklaşımın önemli bir parçasıdır.
Tekrarlayan İlişki Örüntüleri
Bazı kişiler arkadaşlıklarında, romantik ilişkilerinde ya da iş yaşamında benzer sorunları tekrar tekrar yaşayabilir. Örneğin;
- Sürekli reddedildiğini hissetmek,
- Güven kurmakta zorlanmak,
- Yakın ilişkilerden kaçınmak,
- Yoğun terk edilme kaygısı yaşamak,
- Sürekli onay beklemek,
- Benzer kişileri seçerek aynı hayal kırıklıklarını yaşamak
gibi örüntüler zaman içerisinde dikkat çekebilir.
Psikanalitik değerlendirme, bu tekrarların yalnızca güncel olaylardan değil, kişinin geçmiş yaşantılarıyla şekillenen ilişki modellerinden de etkilenebileceğini ele alır.
Duygusal Tepkilerin Kaynağını Anlamak
Günlük yaşamda bazı olaylara verilen tepkiler, olayın kendisinden daha yoğun olabilir. Örneğin küçük bir eleştiri karşısında çok yoğun öfke hissedilmesi veya basit bir ayrılığın derin bir değersizlik duygusunu tetiklemesi kişiyi şaşırtabilir.
Psikanalitik yaklaşım bu tür durumlarda şu sorular üzerinde durabilir:
- Bu duygu daha önce hangi yaşantıları çağrıştırıyor?
- Benzer hisler geçmişte hangi ilişkilerde yaşandı?
- Bugünkü olay neden bu kadar güçlü bir etki oluşturdu?
- Bu tepkiyi artıran bilinçdışı süreçler olabilir mi?
Bu soruların amacı kişiyi geçmişe takılı bırakmak değil, bugünkü deneyimlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktır.
Rüyalar ve Sembolik Anlamlar
Psikanalitik kuramda rüyalar, kişinin bilinçdışı süreçleri hakkında ipuçları taşıyabilecek psikolojik ürünler olarak değerlendirilir. Ancak her rüyanın tek ve kesin bir anlamı olduğu düşünülmez.
Terapi sürecinde rüyalar;
- Güncel yaşam olaylarıyla,
- Duygusal çatışmalarla,
- İlişkilerle,
- Kaygılarla,
- Kişisel yaşam öyküsüyle
birlikte ele alınabilir.
Amaç, rüyalara hazır anlamlar yüklemek değil; kişinin kendi yaşam deneyimleri içinde taşıdığı anlamı birlikte keşfetmektir.
Psikanaliz ile Psikodinamik Psikoterapi Arasındaki Farklar
Psikanaliz ve psikodinamik psikoterapi benzer kuramsal temellere dayansa da aynı uygulama değildir. Her iki yaklaşım da bilinçdışı süreçleri, çocukluk yaşantılarını, kişilerarası ilişkileri ve içsel çatışmaları önemser. Bununla birlikte uygulama biçimleri, görüşme sıklıkları ve hedefleri açısından bazı farklılıklar bulunur.
Günümüzde klinik uygulamalarda birçok ruh sağlığı uzmanı, klasik psikanaliz yerine bireyin ihtiyaçlarına göre planlanan psikodinamik psikoterapiyi tercih edebilmektedir.
Başlıca benzerlikler şunlardır:
- Bilinçdışı süreçleri dikkate almaları
- Geçmiş yaşantıları değerlendirmeleri
- İlişki örüntülerini incelemeleri
- İç görü geliştirmeyi hedeflemeleri
- Kişilik gelişimine önem vermeleri
Temel farklılıklar ise şu şekilde özetlenebilir:
|
Psikanaliz |
Psikodinamik Psikoterapi |
|
Daha yoğun ve uzun süreli olabilir. |
Daha sınırlı süreli planlanabilir. |
|
Görüşme sıklığı daha fazla olabilir. |
Haftalık veya ihtiyaca göre planlanabilir. |
|
Derin kişilik dinamiklerine ayrıntılı odaklanır. |
Güncel sorunlarla geçmiş deneyimler birlikte ele alınır. |
|
Klasik psikanalitik teknikler daha yoğun kullanılabilir. |
Daha esnek tekniklerden yararlanılabilir. |
Hangi yaklaşımın uygun olacağı, kişinin ihtiyaçları ve uzman değerlendirmesi doğrultusunda belirlenir.
Psikanaliz ile Diğer Psikoterapi Yaklaşımlarının İlişkisi
Günümüzde psikoterapi alanında farklı kuramsal yaklaşımlar bulunmaktadır. Her yaklaşımın güçlü yönleri, kullanım alanları ve hedefleri farklıdır. Bu nedenle "en iyi terapi yöntemi" yerine "kişi için en uygun terapi yaklaşımı" değerlendirilir.
Bazı bireylerde tek bir terapi yaklaşımı yeterli olurken, bazı durumlarda farklı kuramsal modellerden yararlanılabilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi ile Odak Farkları
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bilimsel araştırmalarla etkinliği desteklenen yapılandırılmış psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Temel olarak düşünceler, duygular ve davranışlar arasındaki ilişkiye odaklanır.
Psikanaliz ise daha çok bilinçdışı süreçleri, kişilik gelişimini ve yaşam boyu oluşan psikolojik örüntüleri anlamaya çalışır.
İki yaklaşım arasındaki temel farklar şunlardır:
Psikanaliz
- Bilinçdışı süreçlere odaklanır.
- Geçmiş yaşantıları ayrıntılı inceler.
- Kişilik yapılanmasını anlamaya çalışır.
- İç görü geliştirmeyi hedefler.
- Uzun dönem değişime odaklanabilir.
Bilişsel Davranışçı Terapi
- Güncel düşünce kalıplarını ele alır.
- Belirti yönetimine yönelik teknikler kullanabilir.
- Yapılandırılmış oturum planı içerir.
- Ev ödevlerinden yararlanabilir.
- Ölçülebilir hedeflerle ilerleyebilir.
Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Klinik değerlendirme sonucunda hangi yöntemin daha uygun olacağı bireysel olarak planlanır.
Şema Terapi ile Ortak ve Ayrışan Noktalar
Şema Terapi, psikanalitik kuramın erken dönem yaşam deneyimlerine verdiği önemi korurken; bilişsel ve davranışçı teknikleri de sürece dahil eden bütünleştirici bir yaklaşımdır.
Her iki yaklaşım da çocukluk yaşantılarının yetişkinlikteki ilişkilere etkisini önemser.
Ortak yönleri şunlardır:
- Erken dönem deneyimlerini değerlendirir.
- Kişilerarası ilişkileri inceler.
- Duygusal örüntülere odaklanır.
- İç görü gelişimini destekler.
Ayrışan yönleri ise;
- Şema Terapi daha yapılandırılmıştır.
- Şema kavramları üzerinden çalışılır.
- Davranış değişikliğine yönelik uygulamalar içerir.
- Duygusal teknikler daha aktif kullanılabilir.
Psikanaliz ise kişinin serbest anlatımını merkeze alan daha keşif odaklı bir süreçtir.
Varoluşçu Terapi ile Anlam Arayışına Yaklaşım
Varoluşçu terapi, insan yaşamındaki anlam arayışı, özgürlük, sorumluluk, yalnızlık ve ölüm gibi evrensel temaları ele alır.
Psikanalitik yaklaşım ise bu temaları kişinin gelişimsel öyküsü ve bilinçdışı süreçleriyle birlikte değerlendirir.
Varoluşçu terapide daha çok;
- Yaşamın anlamı,
- Bireysel seçimler,
- Sorumluluk alma,
- Özgürlük,
- Değerler
üzerinde durulabilir.
Psikanaliz ise bu konuların yanında;
- Erken dönem ilişkileri,
- Bilinçdışı çatışmaları,
- Savunma mekanizmalarını,
- Kişilik gelişimini,
- Aktarım süreçlerini
de ayrıntılı biçimde ele alır.
Her iki yaklaşım da kişinin kendisini daha iyi tanımasını ve yaşamını anlamlandırmasını desteklemeyi amaçlar. Ancak bunu farklı kuramsal çerçeveler üzerinden gerçekleştirir.
Psikanaliz Kimler İçin Değerlendirilebilir?
Psikanaliz, her birey için aynı şekilde planlanan bir yöntem değildir. Uygunluk; kişinin başvuru nedeni, psikolojik gereksinimleri, yaşam koşulları, terapi hedefleri ve ruh sağlığı alanında yapılan kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenir. Bu nedenle psikanaliz sürecinin kişiye uygun olup olmadığına yalnızca uzman değerlendirmesi sonrasında karar verilebilir.
Psikanalitik yaklaşım, yalnızca belirli bir ruhsal yakınması bulunan kişiler için değil; kendini daha yakından tanımak, duygu ve davranışlarını anlamlandırmak, ilişkilerindeki tekrar eden örüntüleri fark etmek ve içgörüsünü geliştirmek isteyen bireyler için de değerlendirilebilen bir psikoterapi yaklaşımıdır.
Psikanalitik değerlendirme aşağıdaki durumlarda uygun seçeneklerden biri olarak ele alınabilir:
- Tekrarlayan ilişki sorunları yaşayan kişiler
- Kendini sık sık benzer çatışmaların içinde bulan bireyler
- Duygularını anlamlandırmakta güçlük yaşayanlar
- Kimlik gelişimi ve benlik algısıyla ilgili soruları olan kişiler
- Uzun süredir devam eden kişilerarası ilişki güçlükleri yaşayan bireyler
- Çocukluk yaşantılarının bugünkü yaşamını etkilediğini düşünen kişiler
- Kendini daha yakından tanımak isteyen bireyler
- İçgörü geliştirmeyi hedefleyen kişiler
Bazı ruhsal belirtiler nedeniyle başvuran bireylerde de psikanalitik yaklaşım, uzman değerlendirmesi doğrultusunda tedavi planının bir parçası olabilir. Örneğin uzun süredir çökkünlük, isteksizlik veya yaşamdan keyif alamama gibi belirtiler yaşayan kişilerde Depresyon sayfasında ayrıntılı olarak ele alınan klinik değerlendirme süreci göz önünde bulundurularak psikoterapi planlanabilir.
Benzer şekilde yoğun kaygı yaşayan, sosyal ilişkilerinde zorlanan veya duygusal dalgalanmalar yaşayan bireylerde de psikanalitik değerlendirme uygun görülebilir. Ancak terapi yöntemi seçimi, kişinin bireysel özellikleri ve klinik ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalıdır.
Psikanaliz Sürecinde Gizlilik ve Etik İlkeler
Psikanalitik terapinin temelini güven ilişkisi oluşturur. Kişinin kendisini rahat ifade edebilmesi, duygu ve düşüncelerini açıkça paylaşabilmesi için etik ilkelerin titizlikle uygulanması büyük önem taşır.
Terapi sürecinde paylaşılan bilgiler, yürürlükteki mevzuat ve mesleki etik ilkeler doğrultusunda gizlilik kapsamında değerlendirilir.
NPİSTANBUL'da Psikanalitik Yaklaşım
NPİSTANBUL'da psikoterapi süreçleri, bireyin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan ayrıntılı klinik değerlendirme sonrasında planlanmaktadır. Her bireyin yaşam öyküsü, başvuru nedeni, kişilik özellikleri ve beklentileri farklı olduğundan terapi yaklaşımı da kişiye özel olarak belirlenir.
Psikanalitik yaklaşımın uygun görüldüğü durumlarda süreç; ruh sağlığı alanında yetkin uzmanlar tarafından etik ilkeler doğrultusunda yürütülür.
Değerlendirme sırasında;
- Başvuru nedeni,
- Ruhsal belirtiler,
- Yaşam öyküsü,
- Çocukluk ve aile ilişkileri,
- Güncel yaşam koşulları,
- Kişilik özellikleri,
- Daha önce alınan tedaviler,
- Psikoterapi hedefleri
bütüncül olarak ele alınır.
Gerektiğinde farklı psikoterapi yaklaşımlarından da yararlanılabilir. Örneğin bazı bireylerde Bilişsel Davranışçı Terapi, bazı kişilerde Şema Terapi, bazı klinik durumlarda ise farklı psikoterapi yöntemleri daha uygun olabilir.
Benzer şekilde kişilik örüntülerinin ayrıntılı değerlendirilmesi gereken durumlarda Kişilik Bozuklukları alanında kapsamlı psikiyatrik inceleme planlanabilir.
Amaç, tek bir terapi yöntemini herkese uygulamak değil; bilimsel değerlendirme doğrultusunda kişiye en uygun yaklaşımı belirlemektir.
