
Deprem travması, yas sürecinde olduğu gibi 5 evreden oluşmaktadır. Bu aşamalar; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olarak ele alınır. Aşamalardaki süreç kişiden kişiye farklılık gösterebilirken, uzmanlar bu sürecin 2 aydan fazla sürmesi halinde uzamış bir yas sürecinden bahsedilebileceğini ve bu durumda psikolojik destek alınması gerektiğini ifade ediyor.
Deprem gibi beklenmedik, yaşamı tehdit eden ve kayıplara yol açabilen afetler, kişiler üzerinde güçlü psikolojik etkiler bırakabilir. Deprem sonrasında yaşanan travmatik süreç, özellikle bir yakının kaybedilmesi durumunda yas tepkileriyle birlikte görülebilir. Yas süreci genel olarak inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olmak üzere beş aşama üzerinden ele alınır.
Bu aşamalar, kişinin yaşadığı kaybı ve travmatik olayı anlamlandırma ve yeni yaşam koşullarına uyum sağlama sürecinin farklı yönlerini ifade eder. Ancak her bireyin deprem travmasına ve kayba verdiği tepki farklıdır. Yasın aşamaları herkeste aynı sırayla ortaya çıkmayabileceği gibi bazı aşamalar daha yoğun veya daha uzun süre yaşanabilir.
Deprem sonrası yaşanan yoğun duygusal tepkilerin uzun süre devam etmesi, kişinin günlük yaşamına yeniden uyum sağlamasını zorlaştırması ve yaşam işlevselliğini belirgin biçimde etkilemesi durumunda psikolojik destek alınması önemlidir.
Travma Sonrası Yas Sürecinin Aşamaları
Yas süreci, Elisabeth Kübler-Ross tarafından tanımlanan modelde inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olmak üzere beş temel aşamada ele alınmaktadır. Bu aşamalar kesin ve değişmez bir sıra olarak değerlendirilmemelidir. Kişi bazı aşamaları daha yoğun yaşayabilir, önceki bir aşamaya geri dönebilir veya bazı aşamaları daha kısa sürede geçebilir.
İnkar Aşaması: Beklenmedik bir kayıp veya travmatik olayın ardından kişinin ilk tepkilerinden biri şok ve inkar olabilir. Bu nedenle inkar dönemi zaman zaman “şok aşaması” olarak da ifade edilir. Kişi yaşanan olayın gerçekliğini kabul etmekte zorlanabilir; “Bu benim başıma gelmiş olamaz” veya “Gerçekten ölmüş olamaz” gibi düşünceler ortaya çıkabilir. İnkar, kişinin karşılaştığı ağır gerçekliği anlamlandırmaya çalıştığı ilk psikolojik tepkilerden biridir.
Öfke Aşaması: İnkarın ardından öfke, hayal kırıklığı, suçluluk ve pişmanlık gibi güçlü duygular ortaya çıkabilir. Kişi, kaybettiği yakınıyla yapmak isteyip yapamadığı şeyleri düşünebilir veya kaybın çok erken gerçekleştiğine inanabilir. Geleceğe yönelik ortak planların artık gerçekleşmeyecek olması da engellenmişlik ve öfke duygularını artırabilir.
Bu dönemde “Neden benim başıma geldi?” sorusu sıkça gündeme gelebilir. Kişi kendisini, başkalarını veya yaşanan koşulları suçlayabilir. Deprem gibi geniş çaplı travmalarda öfke ve adaletsizlik duygusu daha belirgin hale gelebilir.
Pazarlık Aşaması: Pazarlık aşamasında kişi, kaybı veya olası kaybı engelleyebilmek için zihinsel olarak farklı olasılıklar üzerinde durabilir. Özellikle hayati tehlikenin devam ettiği durumlarda “Yeter ki hayatta kalsın” gibi düşünceler yoğunlaşabilir.
Deprem sonrasında enkaz altında kalan veya sağlık durumu kritik olan yakınlarla ilgili belirsizlik devam ederken de bu tür düşünceler görülebilir. Kişi, sevdiklerinin hayatta kalması veya yaşanan durumun değişmesi için zihinsel olarak çeşitli ihtimallere tutunabilir.
Depresyon Aşaması: Kaybın gerçekliği daha belirgin biçimde fark edilmeye başlandığında çaresizlik, üzüntü ve karamsarlık gibi duygular yoğunlaşabilir. Bu süreçte isteksizlik, enerji azalması, suçluluk duygusu, geleceğe ilişkin umutsuzluk ve kişinin daha önce ilgi duyduğu şeylere karşı ilgisinin azalması görülebilir.
Depresyon aşaması, yaşanan kaybın kişinin yaşamındaki anlamının daha açık biçimde hissedildiği bir dönem olabilir. Ancak yas sürecinde görülen bu duygusal belirtilerin varlığı tek başına klinik depresyon tanısı anlamına gelmez.
Kabul Aşaması: Kabul aşaması, kişinin yaşanan kaybın geri döndürülemeyeceğini ve ölümün yaşamın bir gerçeği olduğunu fark etmeye başladığı dönemdir. Kabul etmek, kaybedilen kişiyi unutmak veya yaşanan olayın artık üzüntü yaratmaması anlamına gelmez.
Bu aşamada kişi, kaybettiği yakınına ilişkin güzel anılarını daha sakin biçimde hatırlayabilir, yaşanan birlikteliğe yönelik şükran duyabilir ve kayba rağmen yaşamını yeniden sürdürebileceğini fark etmeye başlayabilir. Kayıpla birlikte yaşamayı öğrenmek ve günlük hayata yeniden uyum sağlayabilmek, kabul sürecinin önemli bir parçasıdır.
Yasın bu beş aşaması her kişide aynı biçimde ilerlemez. Bazı kişiler öfke dönemini daha uzun yaşarken bazıları kabul sürecine daha hızlı geçebilir. Duygular zaman içinde değişebilir ve kişi farklı dönemlerde daha önce yaşadığı bazı yas tepkilerini yeniden deneyimleyebilir. Bu nedenle yas sürecinin kişiye özgü olduğu unutulmamalıdır.
Ne Zaman Destek Alınmalıdır?
Deprem sonrasında yakınlarını kaybeden kişilerde yas sürecinin yanı sıra uzamış veya tamamlanmamış yas tepkileri de görülebilir. Özellikle kaybedilen kişiye ulaşılamaması veya kişinin hayatta olup olmadığına ilişkin belirsizliğin devam etmesi, yasın sağlıklı biçimde işlenmesini zorlaştırabilir.
Yas tepkilerinin uzun süre boyunca yoğunluğunu koruması ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi durumunda kişinin profesyonel destek açısından değerlendirilmesi önemlidir. Özellikle iki aydan uzun süredir yoğun özlem duygusunun devam etmesi, kişinin sürekli kaybettiği kişiyle ilgili anılar ve düşüncelerle meşgul olması, ölüm ve kayıp konusunda belirgin bir güvensizlik yaşaması veya kaybı hatırlatan durumlardan sürekli kaçınması dikkate alınmalıdır.
Bunlara yoğun duygusal acı, hayata yeniden uyum sağlamakta güçlük, günlük sorumlulukları yerine getirememe, belirgin boşluk ve anlamsızlık hissi gibi durumların eşlik etmesi de psikolojik desteğe ihtiyaç duyulabileceğini gösterebilir.
Deprem travması ve yas sürecinde yaşanan duygular kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Sürecin kişinin sosyal yaşamını, iş veya okul hayatını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkilemesi halinde ruh sağlığı uzmanından destek alınması, yaşanan duyguların değerlendirilmesine ve travma sonrası uyum sürecinin sağlıklı biçimde ilerlemesine yardımcı olabilir.
