Cinsellik

İlişkilerde Sağlıklı ve Mutlu Cinsel Yaşam

Cinsellik, biyolojik, psikolojik, sosyal boyutları olan bir kavramdır. Cinsellik, yaşamın doğal ve sağlıklı bir parçasıdır. Cinsellik, fiziksel, zihinsel ve duygusal olduğu kadar toplumsal ve sosyal öğeleri de kapsamaktadır. Unutulmamalıdır ki, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkide, cinsellik daha doyurucu olmaktadır.

Mutlu ve sağlıklı cinselliğin ilk koşulu, karşılıklı saygı ve eşler arası etkin iletişim ve paylaşımdır. Mutlu bir cinsel yaşam, karşılıklı güven, dürüstlük, açıklık, paylaşım ve saygı üzerine temellendirilmelidir. Cinsellik, ilk önce kendini tanımakla başlar. Bireyin, cinsel haz noktalarını fark etmesi ve bunu cinsel eşiyle paylaşmaktan kaçınmaması daha doyumlu bir cinsel ilişki yaşamasını sağlayacaktır. Kişiler birbirlerine karşı sorumlu davranmalı, herkesin bir mahremiyeti ve değeri olduğunu unutmamalıdırlar. Hiç kimse hoşlanmadığı bir cinsel davranışı yaşamak ya da sürdürmek zorunda değildir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkide, cinselliğin daha doyurucu olacağını unutmamalısınız.

Cinsellikte doğru bilinen yanlışlar “Cinsel Mitler”

Çocuklar doğdukları günden itibaren kadın ve erkek oluşlarına göre ayrı biçimlerde yetiştiriliyor. Büyüme sürecinde de içinde büyüdükleri kültüre göre kadın ve erkeğin ne yapıp yapmaması gerektiğini öğreniyorlar. Ergenlik dönemi ile başlayan cinsel bilgilere olan merak genellikle arkadaşlar, sosyal çevre veya gazete, dergi gibi yazılı basılı ile giderilmektedir. Öğrenilen bu bilgiler doğru olduğu varsayılmaktadır. Ancak bu bilgilerin büyük bir kısmı hatalı, hatta tümüyle yanlıştır. Eksik veya yanlış olan bu bilgiler aşırı kaygı, başarısızlık korkusu veya yüksek beklentilerin oluşması ile birlikte cinsel işlev bozukluklarının oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Cinsel mitleri şöyle tanımlayabiliriz: Kişilerin cinsellikle ilgili doğru bildiklerini düşündükleri yanlış inanışlardır. Bu yanlış inanışlar kişinin cinselliğe yönelik tutum ve davranışlarını etkilemektedir. Cinsel mitler, kişilerin cinsel sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bazı cinsel mitlere örnek verecek olursak;

“Erkekler duygularını belli etmemelidir; cinsel ilişki isteğini erkek belirtmelidir, erkekler cinsel ilişkiyi her zaman ister ve buna her zaman hazırdırlar; cinsel ilişki arzusunu belli eden kadın hafif biridir” şeklindeki kadın-erkek rollerine ilişkin cinsel mitler hem ikili ilişkilerde hem de cinsel yaşamlarında olumsuz yönde etkileyecek ve birbirlerine yönelik olumsuz yargılar içinde bulunmalarına sebebiyet verecektir.

“Sevişmek cinsel birleşme demektir; cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı ve sürdürmelidir, sevişme her zaman doğal ve kendiliğinden olmalıdır; sevişmek hakkında konuşmak düşünmek veya hayal kurmak onu bozar” şeklindeki cinsel ilişki esnasındaki davranışlara yönelik cinsel mitler ikili ilişkilerde duygusal ihtiyaçların yok sayılmasına ve mekanik bir hale gelmemesine sebebiyet verecektir.

“Bir kez cinsel sorun yaşanırsa bu tekrarlayacak demektir; penisin vajinaya girişi zordur” şeklindeki anatomiye yönelik cinsel mitler cinsel sorunların gelişmesine sebebiyet verecektir.

Özetle; cinsel mitler cinsellik ile ilgili beklentilerin abartılı olmasına ve bu abartılı beklentilerde performans ile ilgili olarak kaygılanmalara neden olmakla beraber, çeşitli cinsel işlev bozukluklarına zemin hazırlayabilmektedir. Cinsel mitler, cinselliğin özgürce yaşanmasına engel olan yargılardır.

Cinsel Sorunlar ve Tedavileri

Dünyanın farklı bölgeleri ülkeleri ve kültürlerinde yapılan araştırmalar cinsel sorunların genel olarak sık rastlandığını ortaya koymaktadır. Yapılan çok sayıda çalışmanın değerlendirilmesinde yaklaşık olarak her üç kişiden birinin cinsel yaşamının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koymaktadır.

Cinsel İşlev Bozuklukları hem kadında hem erkekte görülen kişinin cinsel yaşamını olumsuz etkileyen, cinselliğin çeşitli alanlarına yayılmış tedavi edilmesi gereken rahatsızlıklardır. En sık görülenler erkeklerde erken boşalma, sertleşme problemleri; kadınlarda ağrılı cinsel birleşme veya hiç birleşememe, orgazm bozuklukları olarak sıralayabiliriz.

Cinsel işlev Bozukluklarının sebeplerini biyolojik ve psikolojik sebepler olarak 2 başlıkta ele alabiliriz. Kalp-damar hastalıkları, diabet, hormon problemleri gibi rahatsızlıklardan kaynaklı cinsel işlev problemleri görülebilir. Psikolojik sebepler olarak geçmiş travmatik yaşantılarının psikolojik olarak olumsuz etkisinden kaynaklı, depresyon, kaygı bozuklukları gibi rahatsızlıklardan kaynaklı cinsel işlev problemleri görülebilir. Bunlara ek olarak cinsel bilgi eksikliği, cinselliğe yaklaşımdaki katı tutum ve tabular, cinsel mitlerin, özgüven problemlerinin cinsel işlev bozukluğuna sebep olduğunu belirtebiliriz.

İlişkinizde yaşamış olduğunuz bir cinsel işlev problemi olması durumunda cinsel terapi eğitimlerini tamamlamış kişilerden destek almanız çok önemlidir.

Evlilik ve Cinsellik

Mutluluk, tatmin ve beklentilerin gerçekleşmesi, ortak bir evlilik kavramına yol açan karşılıklı uyum ile mümkündür. Evlilik uyumunda önemli faktörlerden biri de cinsel uyumdur. Duygusal yakınlaşma ve düşünce paylaşımıyla tamamlanmayan bir ilişkide, cinsel işlevin yeterliliği ve doyum vericiliği azalabilmektedir.

Evlilikte iletişim ve geniş aile problemleri arttığında cinsel sorunlar başlayabilmektedir. Ek olarak çocuğun dünyaya gelmesi, çocuğu ilişkinin merkezine alınması sonucunda cinsel problemler başlayabilir. Bu tür sıkıntılarla karşılaşmamak için neler yapılmalıdır?

Öncelikle cinselliği performans olarak değerlendirmemeli, doğal akışına bırakmalısınız. Çiftler birbirlerine beklentilerini, hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları davranışları açıkça ifade etmelidirler. Cinselliği önemsiz, gereksiz ve ayıp olarak değerlendirmemelidir. Sağlıklı ve mutlu bir evlilik için düzenli olması hem doyuma ulaşılmış cinsellik hem de çiftin iletişimi açısından önemlidir.

Paylaş: