AVRUPA'NIN 2. BEYİN HASTANESİ

Ergoterapi - Şizofreni ve Sanat

İnsan neden sanat yapar, yaratma süreci, sanat nedir bilim ve sanat dünyasının yüzyıllardır  tartıştığı konulardır. Hem sanat tarihinde hem de psikiyatride sık sık birarada düşünülen şizofreni ve sanat hakkında bugüne kadar  çok şey yazılmış ve yazılmaya devam edecektir.

Tarihte şizofreni hastalığı tanısı konmuş pek çok  sanatçı vardır,  Pink Floyd grubunun ilk yıllarında bestelerin çoğunu yapan, gitarist ve vokalist Syd Barrett, Avustralyalı konçerto piyanisti,  piyanodaki ünü kadar şizoaffektif bozukluğu ile de ünlenmiş olan,  dramlarla dolu yaşamı Oskar ödüllü “Shine” adlı filme de konu olan David Helfgott, sıradışı kedi resimleriyle tanınan, hastalığının tüm seyrini resimlerine yansıtan ünlü ressam Louis Wain ve Van Gogh

Louis Wain’e  (1860–1939),  ölümünden onbeş yıl önce şizofreni tanısı konmuştur. Sanatçı iyi olduğu dönemlerde sevimli, güzel ve mutlu kedi resimleri yapmış, hastalığının atakta olduğu dönemlerde ise sanki dışarıya elektrik ya da enerji yayıyormuş gibi görünen, öfkeli, deforme olmuş, rengarenk,  rahatsız edici kediler resmetmiştir.

Sanatçı hastalığının seyrine bağlı olarak iki farklı teknikte çalışmıştır. Wain’in şizofreni olduğunu bilmeyenler onun resim yeteneğini mükemmelleştirdikten sonra artık kendisini aşan bir tarz benimsediğini düşünmüş olabilirler, ancak sanatçı bunu hastalığına bağlı olarak yapmıştır.

Sanatla tedavinin öncüsü sayılan ve 1922’de “Ruh Hastalarının Resimleri” kitabını yayınlayan sanat tarihçisi ve psikiyatrist Prinzhorn ise Heidelberg üniversitesi, psikiyatri kliniğinde çoğu hiç resim eğitimi almamış olan ve yüzde 75’i şizofreni olan hastaların kendiliklerinden yaptıkları resimleri biriktirmiş ve kitabının temelini oluşturan çok geniş bir koleksiyonun sahibi olmuştur.  Bu koleksiyondaki pek çok resim, sıra dışı özellikleri ve ustalıkla yapılışlarıyla modern sanatçıların eserlerine çok benzemektedir. Ancak bu hastalar modern sanatçılardan haberdar değillerdi, modern sanatçılar henüz tanınmıyorlardı.

Prinzhorn’un koleksiyonundaki psikotik sanatçılardan en önemlisi Adolf Wölfli’dir. Paranoid şizofreni tanısı konulan Wölfli, hastaneye yatırılmasından dört yıl sonra resim yapmaya başlamıştı. Ölümünden sonra resimleri ve desen çalışmaları satılmaya başlamış, adına bir vakıf kurulmuştur. Eserleri İsviçre’de Bern Sanat Müzesi’ndedir. Hastanede ressam olan daha pek çok isim vardır.

Sonradan sanatçı olan şizofrenle profesyonel sanatçı arasındaki farklılıkları sorguladığımızda ilk aklımıza gelenler, kendini ifade etmesi, yaratma dürtüsü, ölümsüz olma isteği olabilir.  Sanatçı kişisel birikimlerini, bilinçaltını, yaşam felsefesini, kollektif bilinçaltını harmanlar, derinlerde yatan, işlenmemiş  ham malzemeyi deneyim, bilgi, ustalık ve estetik  elementler yardımıyla işleyerek topluma sunar. Şizofren ise çoğunlukla kendi iç dünyasını anlatan mesajlar verir, kendisi için özel anlamı olan semboller kullanır. Bu nedenle yaptığı resimle ilgili olarak hastayla konuşmazsak  ne anlatmaya çalıştığını tam olarak  anlayamayız.