Çocuk ve Ergen Psikiyatri - Çocukluk Depresyonu

Çocukluk Depresyonu

Depresyonun kısaca tanımı nedir?

Depresyon, kişinin stresinin dışa vurması, varolan strese verdiği tepkidir. Herkes bunu farklı şekillerde ifade eder ve farklı davranış şekilleriyle yaşar. Bununla birlikte, genel olarak  belli tanı grupları mevcuttur ve bir takım  psikiyatrik rahatsızlıklarla beraber görülür.

Depresyonun birlikte görüldüğü psikiyatrik sorunlar nelerdir?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, davranım bozukluğu, karşı olma-karşı gelme bozukluğu, birtakım bedensel engeller ile birlikte depresyon görülebiliyor. Bu gelişimin dönemleriyle çok bağlantılı olabiliyor. Çocukta depresyon her zaman tek başına ortaya çıkmıyor.

Çocukluğun farklı dönemlerinde de farklı görülüyor

Gelişimin farklı dönemleri çocuk için gerçekten çok önemlidir. Çocuk çağını bir takım dönemlere ayırabiliriz. Bunlar bebeklik dönemi, oyun çağı dönemi, okul çağı dönemi, ergenlik dönemidir. Bu dönemlerde depresyona neden olan gelişimle ilgili sorunlar var. Çocuk, gerek kendi eksiklikleri nedeniyle, gerekse dış etkenlerden dolayı, varolan stresin kendine yansıması sonucunda ve uyum sorunlarının buna eşlik etmesiyle birlikte depresyona girebiliyor.

Çocukta depresyon zor kabul ediliyor

Toplumda büyüklerin depresyonu çocukların depresyonuna oranla daha bir kabul görüyor. Yaşam şartları, evlilik, iş sorunları buna neden olabiliyor düşüncesiyle daha kabul ediliyor ve çoğu kez bebekler ve çocuklarda depresyon  olmuyor diye düşünülüyor ama  depresyon yaşanıyor bu dönemlerde de.

Çocukta depresyonun nasıl ortaya çıkar?

0-18 ay döneminde anne ile çocuk arasında bağlanma çok önemlidir. Bağlanmanın oluşması, fiziksel temas,  göz teması o kişinin çocuğa yaklaşımı, çocukla kurduğu ilişkiyi içeriyor. Bu bağlanma gerçekleştiği zaman, bebeğin kendine ve dış dünyaya güveni oluşuyor ama bu sağlıklı gerçekleşmezse depresyon ya da iletişim bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Hangi durumlarda gerçekleşiyor?

Annelik kimliği ile kadınlık kimliğinin karışması

Annenin  duygusal durumu, depresyonu,  doğumdan sonra gelişen depresyon ve mutsuzluğu çocukla kuracağı bağlantıyı bozuyor. Kadınlık kimliği ile annelik kimliğini karıştırma, belki eşle yaşanan sorunlar, bebeğe nasıl  yaklaşacağını bilememe, çocuğa sunulan uyaran azlığı, duygusal olarak bebeğin ihmal edilmesi, ihtiyaçlarının yerinde ve zamanında karşılanmayışı, yeterince fiziksel temasla sevilmeyişi depresyonu ortaya çıkartıyor.

Çocukta depresyon tablosu nasıldır?

Ağlama, huzursuzluk, uyku düzeninde bozulmalar, kilo kaybı, disiplinin oturmayışı, iştah azlığı, çocuğun göz teması kurmaması, uyaranlara tepkisiz kalması, hoşlandığı şeyleri yapmak istememesi, sindirim sorunlarının olması, vücut ağrılarının olması gerekenden az ya da çok olması, bazen gaz problemlerinin olması, oyuncaklarını atması, kırması, kapıları çarpması gibi tepkiler verebiliyor çocuk. Bebekler ve çocuklar, davranış dilini kullanıyor. Davranış bozuklukları ortaya çıkabiliyor, gelişimin aksaması, belli dönemlerde çocuğun kazanması gereken becerileri kazanamayışı, yürümenin gecikmesi tuvalet alışkanlıklarının gecikmesi, motor becerilerinin aksaması gibi gecikmeler de söz konusu olabiliyor.

Çocukluk döneminin önemi nedir?

2-7 yaş gibi, okul dönemine kadar olan en kritik dönemdir. Kişiliğin temellerinin atıldığı ve tepkilerin en net göründüğü dönem olması açısından da önemlidir. Yine bu dönemde model olmak çok mühimdir. Öğrenmenin yoğun olarak gerçekleştiği, çocuğun  bireyselleşmesinin ilk adımlarının atıldığı,  sosyalleşmenin olduğu dönem bu dönemdir. O nedenle ebeveynler bu kritik döneme çok dikkat etmelidirler.

Bu dönemde meydana gelen depresyonun nedenleri

Anne ya da bakım veren kişinin çocuğa bağımlılığı söz konusudur. 'Çocuklarda aşırı bağımlılık var' deriz ama buradaki asıl bağımlılık ona bakanın bağımlılığıdır. Anksiyöz kişiler, aşırı bağımlı kişiler çocukta da aynı tabloyu yaratırlar.

Örneğin anne, çocuğuna zarar geleceğini düşünüyorsa, kendi yaşadıklarını çocuğu yaşasın istemiyorsa çocuğa farklı davranıyor. Eşiyle ayrıysa, orada yaşadıklarını ilişkiye yansıtıp çocuğu adeta fanusta yetiştiriyor gibi bakır ona. Çocuk bu davranışlar nedeniyle becerilerini kazanamıyor. Bu tarzda yetişen çocuklar kendi başına kalınca da birisi onu yönlendirmeden ne yapacağını bilemiyor. Bu çocuklar birey olamadığı için kendine güveni olmuyor. Çocuğun  kendine güveninin olmaması, anne ya da bakım veren kişilerle ilgilidir.

Çocukta ayrılma kaygısı

Bağımlı anne veya bakıcı elinde yetişen çocuk ayrılma kaygısı yaşayabiliyor. Bu çocuklar okula gitmek istemiyor ve sürekli ağlıyorlar. Yanlış davranışlar nedeniyle korkular oluşuyor. Bu durum, okula adaptasyonda problem oluşturuyor. Okul başarısızlığına neden oluyor. Bağımlı anne ya da bakıcı elinde büyüyen çocuklar aktivitelere katılmama, agresif davranışlar şeklinde davranışlar geliştiriyor. Tüm bunların yaşanmasıyla çocukta depresyon gelişebiliyor. Çoğu kez psikiyatrik yardım gerekiyor bu durumda çocuklara. Mutlaka çocuğun psikoterapi almasının gereğine inanıyoruz.

Psikoterapiye katılım nasıl olmalı?

Psikoterapide, önce aile çalışmaları  hedefleniyor. Bu terapiler de aile tutumları çalışılıyor, çünkü aile davranışlarının değişimi önem kazanıyor sonuç almak için. Depresyon yaşayan çocuğun anne babasının ruh sağlığı ve öğretmenin kendisine davranışları bu aşamada önemlidir.  Tedavi ekibi, aile ve öğretmenin işbirliğine girmesi gerekiyor. Öğretmenin çocuğa güven vermesi lazım ki, oda okulda kendisini güvende hissetsin. Çocuğun kendisinin psikoterapiye gelmesi önemli ancak bu yalnız çocukla sınırlı kalmamalı, aile ve öğretmende katılmalıdır.

Çocukların gösterdikleri davranış sorunları nelerdir?

Alt ıslatma, dışkı kaçırma, parmak emme, somatik şikayetler, mide bulantıları, ağlamalar, mastürbasyon yoğun görülüyor. Klinik çalışmalarımızda ailelerin mastürbasyonla ilgili fazla kaygı yaşadığını gözlüyoruz. İlk dönemlerden itibaren çocuğun bedenini keşfi önemlidir. Bu davranış yoğun değilse sorun teşkil etmiyor. Suçluluk yaratmamak lazım, eğer yoğunsa bir sorun vardır ve  yardım alınmalıdır. Kazandığı bir takım becerileri kaybetmesi yani regresyon, yemek yemeyi beceremeyişi, anneden yardım etmesi gibi davranışlar da görülebiliyor.

Yeni kardeş depresyona sebep olabiliyor

İkinci kardeş de bazen depresyon yaratıyor ve bu tablo görülüyor. İlk ve tek çocuklar bunu çok yaşıyor. Çocuk burada, annem babam beni sevmeyecek mi endişesini yaşıyor. Bazen kardeşe zarar vermek gibi bir tepki geliştiriyor. Bazen de kardeşi çok sevdiğini gösteriyor. Anne ve baba, kardeş kıskançlığına inanmıyor fakat çocuk, bu çatışma ve güçlük duygusunu aynı anda yaşayabiliyor . 'Canım çok sıkılıyor diyen çocuklar'dır  bunlar. Uyku sorunları iştahın az veya çok olması, sürekli yönlendirilme ihtiyacı ve korkular çok  görülüyor. Kendini güvende hissetmediği için bunlar oluyor.

Çocuğun kendini evdeki tartışmalardan sorumlu tutması

Evde bir stres ortamı varsa, öfke patlamaları varsa, çocuk suçluluk hissediyor. Çocuklar, yaşadıkları sorunlarda kendilerini sorumlu tutuyorlar. Çocuk, somut düşündüğü için böyle davranıyor. Kendisiyle ilgili yaşanan kavgalar da suçluluk duygusuna neden oluyor. Ayrıca, anne babanın disiplin farkının oluşu da çocukta çatışma yaratabiliyor. Dürtüselliğin yoğun olduğu durumlarda, çocuk kendini kontrolde zorlandığı için sık uyarı alıyor. Bu nedenle uyum sorunu ortaya çıkıyor ve yine depresyon gelişebiliyor.

'Çocuğum çok sinirli, okula gitmek istemiyor'

Çocukla baş edilemiyor, çok sinirli, günlük işlerini yaptıramıyoruz, okula gitmek istemiyor, kardeşe çok zarar veriyor, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu oluyor, okul başarısı ve yaşam kalitesi düşüyor. Daha yoğun olarak, ilkokula başlama döneminde oluyor. Yalnız kalma korkusu, güvensizlik, çekingenlik ya da agresiflik şeklinde ortaya çıkabiliyor. Aslında çocukta  korkular normaldir, savunma mekanizmalarının gelişmesi için gereklidir. Fakat, tetikleyen şeylerin olması, bağımlılık, güvensizlik, travma gibi ve bu konular çok konuşuluyorsa çocukta korkular yoğun yaşanır. Bu durum da depresyonu tetikler.

Okul döneminde yaşanan sorunlar

Bu dönem de 8-11 yaş civarını içeriyor. İlkokul dönemi çocuğun ilk kurallı ortamıdır . Anaokulu biraz daha oyun ağırlıklıdır. İlkokulla birlikte çocuk kurallı sosyalleşme ortamına girmiş oluyor. Bu dönem çocuğun performansını, öğrenme becerilerini ortaya koyduğu bir dönemdir. Burada çocuğun zekası yüksek olsa bile, uyum sorunları yaşanıyorsa ya da  öğrenemediğini fark ediyorsa, hiperaktivite, öğrenme güçlükleri gibi sorunlar yaşıyorsa zamanla uyum sorunu, başka şeylerle ilgilenme, dikkatini sürdürememe görülebiliyor.

Bilgiyi depolamak ve geri çağırmak için birtakım teknikler gerekiyor. Kardeşi evdeyse onu kıskanıyor. Dürtüselliği varsa yine uyum sorunu oluyor. Bazı vakalarda, takıntılar oluşabiliyor. Ailede de takıntı zemini varsa çocukta bu stres durumunda daha net ortaya çıkıyor. Kıyafetiyle fazla ilgilenme, yemek seçme, koklama gibi takıntılar gelişiyor

Ergenlik dönemi uçlarda yaşanır

Ergenlik dönemi ise 16 yaşına kadar olan dönemdir. Genelde bu dönem, başlı başına tartışılması gereken bir dönemdir. Ayrıca ailenin önemini yitirdiği, çevrenin daha çok önem kazandığı, ergenin duygularını uç yaşadığı bir dönemdir. Sevinçleri, korkuları, kızgınlıkları, üzüntüyü en uçlarda yaşıyor. Hele de bağlı yetiştirildiyse sorun daha da büyüyor. Korunup kollandıysa bu dönemde aileye tepkiler, çıkışlar fazla oluyor çünkü bireyselleşmek istiyor çocuk ama aile o tutumları bırakmak isteyemeyince ciddi çatışma yaşanıyor.

Çatışmalar aile dinamiklerini alt üst eder

Disiplin sorunu da varsa durum iyice zorlaşıyor. İlişki sorunu, aile içi sorunlar, intihar, bağımlılıklar, evden kaçma düşünceleri çok oluyor. Ergende öfke patlamaları ve tikler ortaya çıkıyor. İçe kapanım veya agresiflik oluyor. Bazen takıntılar yoğunlaşıyor. Yaşanan çatışmalar, aile içi dinamikleri bozuyor. Bazen bu sorunlar ergenlikte daha belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Aile, çocuk ve ergen çalışmalarında ön plandadır. Aile, çocuğun sorununu fark edemez ya da kabul etmezse, problem daha da büyüyebiliyor. O nedenle ergenlik döneminde ailelerin daha uyanık, anlayışlı ve bilinçli olmaları gerektiğini bilmelerini hatırlatıyoruz.

Kendini bırakarak ortaya çıkan depresyon

Ergenlik, ikinci bireyselleşme ve bebeklikten sonraki en hızlı gelişimdir. Adaptasyona zorlanır, sosyal roller açısından arkadaş ilişkileri, aile içi konum, ilişkiler açısından bir adaptasyon gerekiyor. Yeniden bir kişilik yapılanmasına zorlanıyor bu dönemde ergenler. Dünyanın bu kadar çok talebine karşı bu çocuklar ergenlikte kırılgan olmaya adaydır. Bağımlı çocuk büyüten anneler buna neden oluyorlar. Çünkü bu çocuklar tembeller. Ergenlerde içe kapanma fazla oluyor. Kendini bırakma ergenlik  depresyonlarında çok tipiktir. İştahta bozulma görülür. Kavga çok fazladır.

Depresyon her yaş döneminde olabilir

Çocukta depresyona girmeden önce depresyonun kelime anlamına bakalım. Depresyon,  ruhsal çökkünlük demektir. Her yaşta ruhsal çökkünlüğe girebiliriz. Dolayısıyla depresyon ya da ruhsal çökkünlük bebeklerde de, okul çağında da, gençlerde de, yaşlılarda da görülür. Çocuklarda yaşanan depresyonun farkı nedir? Çocuklar gelişim sürecindedir, her yıl hızlı geliştikleri için farklı yaşlarda çok farklı tepkiler görülüyor. Depresyon farklı yaşlarda çok farklı belirtiler gösteriyor. Özellikle çocuklarda bu durum daha belirgindir. 4 yaşındaki çocukta depresyon yaşar ve bu yaşta belirtisi farklıdır, 11 yaşındaki çocukta depresyon yaşar ve yine bu yaşta belirtisi farklıdır.

Bebekte depresyon nasıl anlaşılır?

Depresyonun kendisini göstermesi bebekler çok farklı iken büyükler de farklıdır. Bebeklerin depresyona girmesinde gözden kaçan fark küçük çocuğun kendini ifade edememesidir. Depresyona giren bebek nasıl anlaşılır?  Ya çevre çocuktan rahatsız oluyor ya da çevre onun durumundan sıkıntı duyuyor. Çocuk sıkıntıyı tek başına yaşamaz aslında. Çocuk bir aile sistemi içinde yaşadığından sıkıntı tüm aileyi etkiler. İşte bu etkilenme sonucunda tüm aile durumu hissettiğinden çocuk için yardım almak için çocuk uzmanı psikiyatri ve psikologlara müracaat edilir. Klinik başvurusu bu şekilde olur. Bebeğin depresyonunda meydana gelen davranış bozuklukları aile tarafından iyi fark edilmelidir.

Anneye bağlanma bozukluğu

İlk üç yaşta duygusal anlamda rahat olmayan çocuk gelişemiyor. Duygusal olarak beslenemeyen çocuğun gelişmesi de aksıyor. Bizim tepkisel bağlanma bozukluğu dediğimiz tablo çok sıktır. Anneyle bağlanması bozuk olan bebeğin gelişiminde aksamalar olur. Bazen bu bozukluk otistik bozuklukla karışıyor ve bu çocukların çoğunun depresyonunun nedeni, anne depresyonudur. Bebeklik depresyonlarının altında anne depresyonu yatıyor.

Çocuğa travmaların etkisi

Bunun yanında özellikle ilk iki üç yıl içinde yaşanan travmalardan çocuk çok etkileniyor. Baba kaybı, anne kaybı, ayrılıklar, odanın değişimi bile onu depresyona sokuyor. Kliniğimize getirilen öyle çocuklar görüyoruz ki, gelişimi çok aksamış oluyor. Otistik profili veriyorlar bu çocuklar. Çünkü aile büyükleri kendine öylesine dönmüş oluyor ki, çocuğun gelişimi de aksıyor.

Kazanılan yetilerin kaybolması

Günlük rutininin bozulması, çocuğun beslenme düzeninin bozulması çok örseleyicidir. Aynı şekilde ağlaması, yememesi, içmemesi düşündürücüdür. Bazı çocuklarda büyüdükçe bunları ve aileyi rahat bırakmama gibi tepkileri görüyoruz. 2-6 yaş arasında ise çocuğun kazandığı yeteneklerinin geri gitmesi olabilmektedir. Altını ıslatmayı bırakan çocuk birden ıslatmaya başlayabiliyor. Veya yalnız yatan çocuk birden anne baba ile yatmaya başlıyor.

Depresyondaki çocuk mızmız olur

Depresyon yaşayan çocukta huzursuzluk ve ağlama halleri ortaya çıkıyor. İsteksizlik görülüyor. Depresif çocuklar mızmız oluyorlar. Bu çocuklar okula gitmek istemezler ve yalnız kalmaktan kaçınırlar.  Buluğ çağına kadar ki çocuklarda arkadaş ilişkileri bozuk oluyor.

Üzerinde ruhsal baskı hisseder

Okul çağı başladığında depresyondaki çocuğun en sık ödediği bedel, okul performansının düşmesidir. Özellikle buluğ çağına gelen çocuklar kendini çok iyi anlatamıyorlar, bunun nedeni de üzerlerinde ruhsal bir baskı hissediyor olmalarıdır. Bu baskıyı anlatamıyor olmaları da onları sıkar. Buluğ çağına geldikten sonra çocukluk dönemi sorunları bitiyor ama bu defa büyümenin sancıları başlıyor. Çevre ve aile ilişkisi iyi olan çocuk bu dönemi sorunsuz atlatıyor ama eğer aile ve çevre ile iletişimi iyi değilse kendine olan özgüveni yıkılabiliyor.

Anne babasında depresyon olan çocuklarda depresyon oranı

Genetik sorunlar depresyona neden olabiliyor. Genetik yatkınlık depresyonda önemlidir. Hem anne, hem babada varsa depresyon, yüzde 50 çocukta da ortaya çıkıyor. Onun dışında aile ile ilgili etkenler fazladır. Kaotik aile ortamı depresyon için büyük bir zemin oluşturur. Anne, baba geçimsizliği, iletişimsizliği çocukta güvensizliğe neden oluyor. Biçimlendiren, yönlendiren aileler bazen ezici olabiliyor. Anne ve çevredeki depresif insanlar, kritik yaşam olayları, aile ortamındaki negatiflik de öğrenilen bir şeydir. Depresyondaki anne ve babanın çocuğu da depresif olabiliyor.

Depresyonda biyolojik neden

Depresyonda biyolojik neden var mı denirse, tabii ki vardır. İnsan beyninde serotonin ve dopamin gibi bazı maddelerin dengesindeki bozulmalar depresyona neden olmaktadır. Kullanılan ilaçlar bunu destekliyebiliyor. Depresyona yatkın insanların beyinleri daha farklı çalışıyor. Daha kırılgan olmaya yatkın oluyorlar. Strese dayanma, stresle başa çıkan savaşçı bölgeleri daha zayıf diyebiliriz.
 Problemle başa çıkamamak depresyona neden oluyor.

Depresyonun öğrenilmiş alanı da vardır. Bazı beyin negatifi, olumsuzu daha çabuk görüyor. Olaylar karşısında esnek olamıyor. Depresyon bazı başka psikiyatrik rahatsızlara da eşlik ediyor. Eğer sizin bir probleminiz varsa ve bununla başa çıkamıyorsanız bu sizi depresyona sokar. Başa çıkılamayan ruhsal ve fiziksel sorunlar depresyon nedenidirler. Zekası düşük, obsesif kompülsif bozukluğu olan çokçuklarda depresyon fazla olmaktadır. Altta yatan psikiyatrik sorunlar da fazladır. Diyabet, kanser gibi hastalıklar da depresyona neden oluyor. Depresyonun pek çok nedeni olabilmektedir.

Sorun fark edilmediğinde uzman yardımı gecikiyor

Aileler eğer gerçekten duyarlı ve hassas ise erkenden çocuğundaki sorunu fark ediyor, ama bu donanım yoksa erken fark edilmiyor. Çocuğun davranışlarının kendi isteği ile ortaya çıkmadığını bilmeyen ailelerde uzman yardımı almak gecikebiliyor. Bu aileler durumun farkında olmadıklarından çocukla birbirlerine giriyorlar. Şiddetli kavgalar ve atışmalar yaşıyorlar. Ancak bu tartışmalar üzerine çocuklarını klinik yardımı almak için getiriyorlar.

Aile önce kendisi çözmeye çalışıyor

Depresyon yaşayan çocuk uyumsuzluklar gösteriyor. Aile ile çeşitli kavgalara giriyor. Zıtlaşmalar yaşanıyor, karşı gelmeler ortaya çıkıyor. Çocuğun bu uyum sorunu ile aileler bir süre kendileri uğraşıyor. Hiçbir çocuk veya ergen bir haftalık depresyondayken getirilmiyor. Büyüyünce geçer, biraz bekleyelim çocuk durulsun türünden yaklaşımlar oluyor. Çocuğun yaşadığı depresyon başka klinik tablolarla karıştırılıyor.

Tedaviye anne baba da katılmalı

Çocuktaki depresyon farklı klinik tablolarla karıştırıldığında aile 'Çocuk başarısız, çalışmıyor' şeklinde bakıyor olaya. Söz dinlememesinden yakınılıyor. Anne baba daha çok kendi rahatsızlığına odaklanıyor ve bu çocuklar bize geç getiriliyor. Erken getirilirse sorunları  daha çabuk çözülecek. Çocuklarda depresyonun tedavi başarı oranı yüksektir. Tedavi planlamasına çocukla beraber anne babayı katarak çalışmak daha çabuk sonuç aldırmaktadır.  Anne baba uyumu yoksa dirençli depresyonlar zorlayıcı oluyor.

Çatışma ortamı özgüveni yok ediyor

15 yaşında bir erkek hastamız küçük yaşlardan itibaren ebeveyn çatışması yaşıyordu. Çocuk zekiydi. Yaşanan olaylardan etkileniyordu. Anne baba kendi derdine düşmüştü. Çocukta değişik yaşlarda farklı tablolar ortaya çıkıyordu. Çocuk sinyal veriyordu ama aile anlamıyordu. Kendi ilişkileri çerçevesinde bir şeyler yapılıyordu ama karı koca çatışması çocuklara yansıyordu.  Bu durum devam ettiği için çocuktaki depresyon dirençli hale geldi.

Yaşanan çatışmaların çocuğun kişiliğine yansıması kötü sonuçlara neden oluyor. Çocuğun güven ilişkisi alt üst olmuştu. Özgüveni sıfırlanmıştı. Çocuk anne babasına açılmayan, suskun, mutsuz bir çocuk olmuştu. Bu çatışmaların içinde yer alan çocuklar çevreye negatif bakan birisi haline geliyorlar. Çocuklarda depresyon riski, kişiliği olumsuz belirleme, geliştirme riski bu çatışmalı ortamda yüksek olmaktadır. Çatışmalı ailelerde büyüyen çocuklarda tembel olma riski de yüksek olmaktadır. Bu çocuklar çevreyle uyumsuz erişkinlik adayıdırlar. Genetik zemini de varsa erken yaşta keşfedilmesi önem arzeder.

Çocuk ve Ergen Psikiyatri Birimi

Çocuk ve ergen psikiyatri; 0-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin gelişimsel, ruhsal, bilişsel, akademik ve sosyal alanlardaki zorlukları ile ilgilenen bir tıp dalıdır. Oldukça geniş bir görev alanı olan çocuk ve ergen psikiyatri doğumdan ergenlik döneminin bitimine kadar sağlıklı gelişimin sağlanması ve var olan bozuklukların tanı ve tedavisi için çalışır.

Doğumdan itibaren bebek bir takım gelişimsel dönemlerin içine girer, fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişim belirli bir sıra ve zamanı izler. Beynin gelişim aşamaları ile beraber fiziksel, davranışsal ve zihinsel birçok aşamayı yaşar. Okul öncesi dönemde çocuk ve ergen psikiyatrisinin en çok karşılaştığı sorunlar arasında gelişimsel problemler yer alır. Özellikle konuşma gerilikleri bu dönem sık karşılaşılan sorunlardandır. Konuşmasının akranlarına göre geç başlaması, konuşma akıcılığının ve içeriğinin geride kalması ailelerin en sık dikkatini çeken gelişimsel problemlerdir. Konuşma geriliği ile getirilen bir çocukta bu durum hafif bir gelişimsel gecikmenin yansıması olabileceği gibi, Otizm gibi önemli bir nörogelişimsel bozukluğun ilk belirtisi olabilir. Çocuğun konuşma geriliğinin yanında göz teması kurmaması, ismini seslendiğinizde hemen bir tepki vermemesi, kendi dünyasında yaşıyor gibi görünmesi, akranlarına ve diğer insanlara ilgi göstermemesi, el çırpma ya da kanat çırpma gibi tekrarlayıcı hareketler yapması otizmden şüphelenmemize sebep olan belirtilerden en önemlileridir. Böyle bir şüphenin varlığı durumunda vakit kaybedilmeden doktora başvurulması, gerekli değerlendirmelerin yapılması ve tanı konması durumunda tedavinin erken dönemde başlaması çocuk açısından son derece önemlidir.

Bazen aileler çocuklarının özellikle 1,5-2 yaş sonrasında çok inatlaşmasından, söz dinlememesinden, istediği olmadığı durumlarda öfke nöbeti geçirmesinden yakındıkları için başvurabilirler. Çocukların beyinlerinin gelişimine uygun olarak 1,5-2 yaş sonrası bireyleşme, anneden ayrılma, kendi vücudunu tanıma ve kontrol etme özelliklerinin gelişmesine bağlı olarak bu dönem çocukları daha inatçı ve baş edilmesi zor olabilirler. Bu durumlarda anne ve babaların ya da bakımverenlerin çocuk gelişimi ile ilgili bilgilendirilmeleri, kriz dönemlerinde neler yapabilecekleri ile ilgili yönlendirilmeleri son derece önemlidir. Durumu nasıl kontrol edebileceğini bilen anne babalar bu dönemi daha rahat ve çocuklarının gelişimini keyifle izleyerek yönetebilirler.

Anaokulu ve ilkokul dönemlerinde çocukların artık belli toplumsal kurallara uyabilmeleri, sorumluluk duygularının yavaş yavaş gelişmeye başlaması, ödev yapma gibi becerileri yerine getirmeye başlaması beklenir. Bu dönemde çocuklar arasında en çok dersleri dinleyememe, sırasında oturamama, ödev yaparken çabuk sıkılma gibi belirtiler yaşanabilir. Ayrıca arkadaş ilişkisini sürdürememe, arkadaşlarına zarar verme gibi davranışsal zorluklar bu döneme eşlik edebilir. Çocukların dikkat dağınıklığı, hareketlilik ve dürtüsellik gibi bozukluklar açısından bu dönemde değerlendirilmeleri gerekebilir.

Okula başlamada ailelerin ve çocukların sık karşılaştığı sorunlardan biri de anne ve babadan ayrılma zorluğudur. Normal gelişen bir çocuğun okula başlamasının ardından yaklaşık bir ay kadar zorluk yaşaması, annesini yanında istemesi, sınıfa girerken kaygılanması hatta ağlaması normal karşılanır. Ancak zaman içinde çocuğun bu zorluğa da uyum sağlaması ve okula devamını sürdürebilmesi, arkadaş ilişkileri kurması beklenir. Çocuk bu becerileri göstermekte zorlanıyorsa mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Bazı çocuklar yapısal olarak diğerlerinden daha kaygılı bir mizaca sahip olabilir, daha temkinli, bir işi yapmadan önce durup düşünen çocuklar vardır, bu bir mizaç özelliği olarak kabul edilebilir. Ancak çocuğun sürekli kaygı içinde olması, her an çevreden bir zarar görecekmiş gibi hissetmesi, gelecekle ilgili kaygılanması, huzursuz ve tedirgin görünmesi, gece uykuya dalmakta ve sürdürmekte zorluk yaşaması normal değildir. Mutlaka kaygı bozuklukları yönünden değerlendirilmelidir. Bazı çocuklarda takıntılı olurlar. Ellerini 5 kez yıkaması, çantasını birçok kez kontrol etmesi, kapıdan geçtikten sonra bir kez daha geçmesi ya da sık sık yaptıklarını kontrol etmesi gibi takıntılı davranışlar geliştirebilirler. Takıntılar bir çocuğun zamanını, enerjisini ve işlevselliğini bozuyorsa mutlaka rahatsızlık olarak kabul edilmesi ve doktora başvurulması gerekir.
6-7 yaş ve sonrasında tikler de çocuklarda daha sık görülmeye başlar, hafif ve arada sırada oluşması çocuk için sorun oluşturmayabilir, ancak çocuğun uyumunu bozacak, işlevselliğini etkileyecek şiddette olması durumunda tedavisi için geç kalınmamalıdır.

Ergenlik, çocuğun eski çocuksu özelliklerinden yavaş yavaş sıyrıldığı, hızlı bir beyin yapılanmasına girdiği ve yetişkinliğe adım atmada kilit önem taşıyan bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar bedenen olduğu kadar, zihinsel ve davranışsal olarak da değişirler. Duygularını daha yoğun yaşamaya, onları kontrol etmekte zorlanmaya başlarlar. Kendilerinin ayrı bir birey olduğu ve bir kimlik geliştirmek durumunda oldukları bir döneme girerler. Anne ve babalar için de bu yeni ergene alışmak zor olabilir, küçük ve kontrol edebildikleri, sözlerini dinleyen çocuklarının asileştiğini, yalnız kalmak istediğini ve kendilerinden uzaklaştığını fark edebilirler. Aslında bu dönem beynin yeniden yapılanması nedeniyle çocuğun birçok değişim yaşadığı bir dönemdir ve aile bu değişimlere hazırlıklı olmak durumundadır. Anne ve baba bu dönemde neler yapmaları gerektiğini öğrenmek için çocuklarıyla birlikte bir değerlendirme ve bilgilendirilmeden geçmek isteyebilirler.

Çocuk ve ergenlik yaş dönemlerinde daha ciddi ele alınması gereken durumlar da vardır. Bunlar çocuğun ve ergenin davranışlarının, konuşmasının ve görünüşünün büyük oranda değişmesi ile giden hastalıklardır. Daha küçük yaşta olan çocuklar için kazanılmış olan bilgi ve becerilerinin zaman içinde kaybolmaya başlaması, çocuğun konuşma içeriğinin azalması, söylenenleri anlamıyor gibi görünmesi, kontrolsüzce davranmaya başlaması, bilinçsizce evden çıkıp gitmesi gibi belirtiler ciddi nörolojik ve psikiyatrik hastalıkları akla getirir ve bu çocukların klinikte yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. Ergenlik dönemindeki bir çocuğun tamamen içine kapanması, temizliğine hiç önem vermemesi, sürekli bir şeylerden şüpheleniyor gibi davranması, geceleri uyuyamaması, yemek yemeyi reddetmesi gibi durumlar da ciddi psikiyatrik hastalıklardan şüphelenmemize neden olur.

Görüldüğü gibi çocuk ve ergen psikiyatri çok geniş bir problem alanına sahiptir ve yukarıda sayılanlar dışında pek çok durumda çocuk ve ergen psikiyatriye başvurmak gerekli olabilir. Çocuk ve ergen yaş grubu gelişimsel özellikleri nedeniyle erişkinlerden farklı olarak değerlendirilmeli ve değerlendirmeyi bu alanda uzmanlaşmış hekimler yapmalıdır. Çocuk ve ergenlerin psikiyatrik değerlendirmesi, çocuk, aile ve öğretmenlerden alınan bilgiler, çocuğun psikiyatrik muayenesi ve gerekli bir takım test ve tetkiklerin uygulanması yoluyla yapılır. Tüm değerlendirmeden sonra çocuk ve ergen için uygulanacak bir yol haritası çizilir ve çocuk ve aile bilgilendirilir. Tedavi çocuğun içinde bulunduğu durum ve özelliklerine bağlı olarak ilaç tedavisi, psikoterapi, zihinsel rehabilitasyon programları, ergoterapi, gerekli olan durumlarda TMU gibi daha yeni tekniklerin uygulanması şeklinde olur. Tedavi programına alınan çocuk ve ergenler takibe alınır ve belirli aralıklarla görüşmeler düzenlenir.

Ayrıntılı olarak değerlendirilen çocuğun bir zorluğunun tespit edilmesi durumunda yapılacak müdahaleler ve tedavi programları ile ders başarısı, davranış kontrolü ve sosyal uyum konusunda zorluklar ve bozulmalar yaşamadan ve kendine olan güveni ve saygısı zedelenmeden çocuk yaşamına devam edebilir.

Tedavi ekibimiz için tıklayınız.